18 Ocak 2017 Çarşamba

KAPAN, Abdullah Çağrı ELGÜN

KAPAN
Abdullah Çağrı ELGÜN
KAÇINILMAZ  KARŞILAŞMA

ABD uzun bir zamandır “Uzaydan, Havadan, Denizden, Karadan, Siber, İnevizyon, Holigram Beyinler”le iş başındadır. Düşünce Frekanslarına Yolladığı Düşünce Reblikleri ile Algı Operasyonları ve ülkelerin psikolojilerini bozup geçmişte Sağcı Solcu, Dinci Laık; olarak çatıştırırken bugün de Kürt-Türk, Müslüman-Hıristiyan, Şii-Sunnî algısı yaratarak insanların akıllarını bulandırmakta zihinleri karıştırmaktadır. Yaşanmış bir Soğuk Savaş Döneminden sonra, Psikolojik Savaşla, Zihinleri Kontrol Eden, hatta insanları birbirleri ile çatıştıran, asabî, gergin, kavgaya yatkın, insanlar oluşturarak, çatışmaya sokan Beta Dalgaları gönderip, Siber Savaş dönemine geçiş yapmıştır...
Ülkemizdeki vatandaşların bir kısmı ABD’ne o kadar inanmışlardır ki “BOP Başkanlığı Suriye’ye giriş, Emevi Camii’nde Cuma Namazı Kılma Arzuları, Ortadoğu ülkelerin yönetimini ele alma…” aslında bütün bunlar, ABD’nin gizli “Büyük İsrail Projesi” Sion Dağı, Kenan Diyarı; Dicle ve Fırat Havzası’nın İsrail’de başlayıp İsrail’de bitmesi ve akıtılmasının uygulamaya sokulması Projesinden başka bir şey değildir…
Durum böyle iken bölgenin uzmanı olan ünlü profesörün eylem planı ile harekete geçilerek: “Esed’i devireceğiz.! Esed’i ortadan kaldıracağız!.. Suriye’yi Esed’ten kurtaracağız!..” yanılgısı ile başlayan macerada Esed gittikten sonra bu boşluğu kimin dolduracağı düşüncesine  bir türlü  cevap bulunamamıştı… 
Halbuki bu boşluk Türkiye tarafından doldurtturulamazdı. En güçlü çıkar odakları yaptıkları yüz yıllık projenin altmışıncı yılında projenin hatasız yolunda gittiğini görüyorlar, uygulamadaki  zaman zaman meydana gelen ve gelebilecek hataları anında düzeltmek için çıkar güç odakları ile yan yana geliyorlardı… Bölge için en güçlünün buraya yerleşmesi ile “Üçüncü Dünya Savaşı” kaçınılmaz olacak, sonra buralarda Neron, Kazıklı Voyvodo, Frenkeştayn,..vb. veya  El Kaide, El Nasure, İŞİD buralarda cirit atacak… Sonra gelişen olaylarla Türkiye devreye girecek ve tabiatı gereği, tapuları kendisine ait olan topraklara ve eski tebasına, Müslüman kardeşlerine sahiplenecek ve “kaçınılmaz karşılaşma” mecburen ve tarihin kendisine yüklediği bir görev olarak gerçekleşecek…

ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI
İsrail’in bu bölgelerde çok ciddî hedeflerinin olduğunu unutanlar, İsrail’i küçücük bir DEVLETÇİK olarak görüyor; fakat onun ABD’deki büyük bağını ve büyük projeleri “Sion, Ararat(Ağrı ) Dağı, Kenan Diyarı ve Büyük İsrail” projelerini unutuyorlar. İsrail hedeflediği gibi Suriye’den Golon Tepeleri’ni almış olarak doğu bölgesinde ilerlemeğe devam ediyor. İsrail, bu genişlemenin meşrulaştırılabilmesi için çeşitli çatışmalara ihtiyaçları vardı. Bunlar da Şiî-Sunnî gibi Meshep kavgalarıydı. Böylece bölgede insanlar arasında nefret, şiddeti ve terörü körüklemek, sonra da buralara müdahale etme hakkı elde etmekti. Bu planın gerçek hedefi Irak’tı. Irak’ta Saddam kandırılmaya müsaitti. Önce Meshepler kışkırtıldı. Şiiler, Sunnîler ve Araplar ve Kürtler birbirine düşürüldü. Kürtler’e katliamlar yapıldı. Soğuk bir kış günü karlı dağlardan yollara düşen Kürtler ‘in bir kısmı Türkiye’ye sığındılar. Bir kısmı yollarda bir kısmı da Irak’ta öldüler.
Saddam iyi bir oyuncaktı… Bu defa Saddam’a Kuvey’e girmesi öğütlendi. Saddam Kuveyt’e girerek Kuveyt’i ele geçirdi. Bir müddet sonra da Kuveyt’i kurtarma bahanesiyele Irak’a giren ABD Büyük İsrail Projesi’nin ikinci ayağını kurmuş oldu. Böylece ABD, Irak’ı işgal ederek bütün hazinesi, altınları ve maden yataklarıyla, tarihî eserlerine el koymuş, Kuveyt ile de 100 yıllık, petrol anlaşması imzalamıştı. ABD, Irak’ı bitirdi ve tamamen soydu…
Geçmişte İran ile Irak’ı tam (11)on bir yıl savaştıran İngiltere ve ABD, İran’ı zayıflatarak, Meshep kavgaları ile bölüp, karıştırmak ve İran’a istediğini yaptırmak için Humeyni’yi destekledi, Humeyni’yi Paris’te barındırdı…  Batı yanlısı ve modern bir Cumhuriyet yanlısı olarak kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan Muhammet Rıza Şah Pehlevi ülkeden kaçarak Mısır’a sığınmak zorunda kaldı. Gıyabında idam cezasına çarptırıldı; fakat siyasî sığınmacı olarak Mısır’da öldü. 
Sonraki zamanlarda, İran Cumhuriyetinde Şeriat isteklilerinin arzuları bitmedi. Ne oldu ise işte o zamanlar oldu. İran halkı tankların üzerine çıkarak, toplara ve silahlara direndiler. Binlerce insan katloldu. Her taraf, kan ve gözyaşıyla doldu… “Alah’u Ekber!” nidaları arasında ve kanın sebil gibi aktığı, yığınlarca insanın tankların altında ezildiği, kanlı bir devrimi gerçekleştirerek İran'da Şeriat Cumhuriyeti kuruldu…
Bugün İran’da başı açık kadın, kız göremezsiniz. İran’da yaşayan kadınlar es kaza sağını solunu açsa, biraz makyaj yapsa rejimin polisleri hemen onu durduruyor, ihtar ediliyor, makyajını sildiriyor, açık yerleri kapattırıyor. Gerekirse ifadesini alıyor. Hatta Şeriatın kanunlarına göre cezalandırılıyor.
Yabancı ülkelere pasaport alarak çıkmış aileler içindeki kadınlar, yabancı ülkelerden dönüşlerinde sıkı sıkıya kontrolden geçiriliyor. İran’a girdiklerinde  kolları, bacakları, boyun bölgeleri bayan polislerce kontrol ediliyor.
Eğer şüphe edilirse soyunduruluyor. Orada bir plajda, denizde güneş yanıkları almış mı almamış mı, sağını solunu açmış mı, açmamış mı, teninin renginde değişme, siyahlaşma var mı yok mu kontrol ediliyor… İran Demokratik Cumhuriyet'ten Şeriat düzenine geçirildikten sonra bugün de Ortadoğu'da sınırlar yeniden çiziliyor. Türkiye'de Cumhuriyet rejimi üzerinde oyunlar ve tezgahlar dönüyor. ABD’nin güdümünde ve AB desteğinde İsrail’in “Büyük İsrail Projesi” istikametinde gerçekleşmekte olan Orta doğudaki bu hadiseler sonunda, “Üçüncü Dünya Savaşı” na doğru mu gidiliyor?

KAPAN
Sn.Turgut ÖZAL döneminde Başkanlık olsaydı, sn. Süleyman DEMİREL döneminde Başkanlık olsaydı, bugünkü gibi bir  rejim tehlikesi olabilir miydi?.. Buna rağmen, o günlerde Başkanlığa karşı çıkılmış ve Başkanlık bir türlü gerçekleştirilememiştir.
Bu gün Başkanlık için maddeler Meclisten tek tek veya topluca geçiyor… Bu kadar Millet Vekili çok çok önemli olan ilk dört maddenin geçişine hiç ses etmediler. 
Halkın önüne gelecek olan Başkanlık oylaması, Referandum sonrası “Devamı gelecek deniyor.”  Hangilerinin devamı gelecek?.. Halifelik’ten bahsediliyor? Nasıl bir Halifelik olacak? Başkanlık sonrası Şeriata mı geçilecek? Eyaletler, Bağımsız Yerel Yönetimler, Yerel Mahkemeler, Yerel Valiler, Yerel Yargıçlar mı gelecek?.. Otonom Devletçikler mi ortaya çıkacak?
Bugün Türk bayrağı tartışmalar yapılıyorken, yarın bu bayrak kaldırılacak mı? İlköğretim Müfredatında İstiklâl Marşı'nı kaldıran kadro, Referandum sonrasında da İstiklâl Marşı’mızı tamamen mi kaldıracak? Türk ve Türklük kavramı, nesebimiz yok mu sayılacak?.. Zaviyeler, Tekkeler, Tarikatlar, Şeyhler, Cemaatlerin, Başkanlık yönetiminde yeri ne olacak?.. 
Bu ülke halkı bağımsızlığını kolay kazanmadı; bunun için koca bir Kurtuluş Savaşı, nice meydan savaşları verilerek bu milletin adı "Türk" bu Cumhuriyete de Türkiye denilmiştir. Anayasada da:  “Türkiye Cumhuriyetini kuran TÜRKİYE HALKINA, TÜRK MİLLETİ denir.”   ifadesine  yer verilmiştir.   
Türkiye Halkının kurduğu  "Türk" sözü ve bu "Türkiye Cumhuriyeti" adı ortadan kaldırılacak mı?
Bizi yönetenlere sesimizi bir kez daha haykırmak istiyoruz: Bu bir Kapan olmasın?..
Yarın İran’ın durumuna düşmeyeceğimizi bize kim garanti edecek?... Türkiye Cumhuriyetini kurtarmak için yarın geç olabilir mi?
“Büyük İsrail Projesi” uygulayıcıları Irak’ta kazanmışlardır. Irak’ı üç bölgeye bölüp, Araplar, Kürtler, Türkler olmak üzere ayrıştırmışlar, yetmemiş bu defa da Meshep savaşları başlatmışlardır.
Suriye’de de amaçları değişmemiş Suriye’yi bölme planları BOP Projesi ile başlamış, bizdeki uzak hedefleri planlayanların akıllarınca da uygun bulunup, bu planın bir oyuncağı olunarak Suriye’ye girip Emevi Cami’inde bir Cuma Namazı kılınak, secdeye varmak hayali kurulurken Esed duvarına toslanmıştır. Esed ile aramızdaki çelik parmaklıklar ortadan kaldırılmak istenirken PKK, İŞİD; DEAŞ, Irak ve Suriye Batağına saplanılmıştır. ABD ile başlayan BOP Projesi  Suriye’nin rejimini değiştirme manevraları, bugün Türkiye’nin rejimini değiştirme operasyonuna dönüşmüştür… 


ABD’nin “Yüz yıllık İsrail Projesi” Avrupa Birliği devletleri tarafından da destek görmüş ve Türkiye’yi terör batağında ve kıskacında boğarak, eyaletlere bölmek için operasyonlara başlanmıştır… Bunun için de başta PKK olmak üzere, bütün terör örgütleri desteklenmekte, ve silah, yiyecek ve sağlık yardımları yapılmakta ve yaralılar ilgili devletlerin doktorları tarafından tedavi edilerek yeniden operasyonlara hazır hale getirilmektedir.
DEAŞ açılımı İsrail İstihbarat Servisi(İsrrael Secret İntellegence Service) olmalı ki Müslümanlıkta asla olmayan ve Müslümanlıkla asla bağdaşmayacak muameleler, tavır ve kelle kesme, kadın asma, çıplak kadın ve kızların sokaklarda gezdirilerek satılması, …vb.  veya çarşafa sokulmuş, kimilerinin önden kimilerinin de elleri önden bağlanmış kadınların iplerle çekilerek saltığa çıkarılması iğrençlik fotoğrafların medyada dolaşması, elleri kırbaçlı adamların kontrolünde ve önünde sırıtarak alınıp satılması ne anlama gelebilir?..
Böyle bir muameleye maruz kalmış halk can vermeyi, intihar etmeyi, bu rezalete bu onursuzluğa, tercih eder hale gelmiştir.
Bu öyle sinsi bir plan ki İngiltere, ABD, İsrail bu planın sadece yapıcıları, yöneticileri  değil aynı zamanda aktörleri, oyuncularıdırlar…
Bu öyle birbirine kenetlenmiş öyle bir ekip ki DEAŞ için de PKK için de İŞİD için de  İngiltere, ABD, İsrail’in bu işte parmağı olmadığını söylemek sadece saflık değil, ahmaklık olur…
Düşünün bir kere!...PKK, DEAŞ, İŞİD, EL KAİDE, EL NUSRA bir defa olsun İsrail’e saldırı düzenliyor, terör eylemi yapıyor mu?!..
-Hayır!
Yetmez. Bu teröristlerin hepsi Golan Tepeleri’nde, İsrail’de tedavi görüyorlar… Bu şu anlama geliyor. Bu örgütler ve bugünkü Ortadoğu Bataklığı ABD’nin (100) yüz yıllık projesinin uygulanıyor olmasından ibarettir.
ABD küresel olarak tam bir hakimiyet kurmak, hedeflerine ulaşmak için bütün devletlere savaş açmış durumdadır.
Bizi yönetenlere sesimizi bir kez daha haykırmak istiyoruz: Bu bir Kapan olmasın?..

ABD yöneticileri: Karadan, denizden  havadan, abluka altına alacağız, siber savaşlarlar açacağız. Küreyi tam bir kontrol için milyarlar, belki de trilyonlar harcayacağız. Diyorlar. Bu durum kolektif bir deliliğe dönüşmüş Akıl tutulmasından başka bir şey değildir. Bizi yönetenlere sesimizi bir kez daha haykırmak istiyoruz: Bu bir Kapan olmasın demiyorum. Bu bir Kapandır...
KAYNAKLAR:
1) “Oded YİNON”,  “İsrail Stratejisi” 1980 
2) Arslan Bulut: TAK demek, CIA demektir!
3) https://www.google.com.tr/webhp?sourceid=chrome-instant&rlz=1C1CHZL_trTR709TR709&ion=1&espv=2&ie=UTF-8#safe=strict&q=TBMM+binas%C4%B1
4) https://www.google.com.tr/search?q=tuzak+%C3%A7e%C5%9Fitleri&safe=strict&rlz=1C1CHZL_trTR709TR709&espv=2&biw=1366&bih=672&source=lnms&tbm=isch&sa=X&sqi=2&ved=0ahUKEwjH0b2mqsvRAhXKVxQKHSr-Bl0Q_AUIBigB#imgrc=B6B1rGffXURJlM%3A


11 Ocak 2017 Çarşamba

OYUN ve TUZAKLAR; Abdullah Çağrı ELGÜN

OYUN ve TUZAKLAR

Abdullah Çağrı ELGÜN

Avrupalıların yüzyıllardır ele geçiremedikleri Anadolu toprakları, bugün topsuz tüfeksiz, silahsız ve kültürel olarak beyin gücü ve düşünüş olarak ele geçirilmiş bulunmaktadırlar.
Ülkemizin, hemen her millî kuruluşu satılmış veya tamamen tasfiye edilmiş; veya yabancı ve dış sermayelerin eline geçmiştir. Yer altı ve yer üstü kaynakları tamamen özelleştirilmiş ve yabancıların kullanımına devredilmiştir. 
Özelleştirme, Sözleşmeli Personel, Taşeronluk Şirketleri ile Devlet Baba Geleneği toprağa gömülmüş, milletin devlet babaya olan güveni kırılmış, insanlarımız güvenden yoksun, tereddütlü, gelecek endişesi ile pısırık ve korkaklaştırılmıştır.
Aydın korkak, aydın pısırık, aydının zihni bulanmış, aklı karıştırılmıştır. Dini bir araç gibi kullanarak, ülkemizde, milleti çeşitli etnik kimliklere bölen, ayrıştıran, bu ayrılık ve farklılıklardan nemalanan bir sitem mevcuttur. Ülkeyi ve halkını ayrıştırıp mozaikleştirerek küçültüp, bölen ve kolay yönetmeğe çalışan kapitalist düşman ile karşı karşıyayız. Gelinen noktada Millî Devlet, mozayik bir devlet olarak gösterilerek, millî devlet algısı bulandırılmıştır. Saf, temiz, Türk ve Müslüman vatan evlatları ayrıştırıp kamplaştırılarak samimi insanlar para babaları ve küresel güçler tarafından yönlendirilerek gerçek niyetlerini gizlemeyi başarmışlar; ve iktidarın her alanını ele geçirmişlerdir. Ülke bu oyun ve tuzaklara maalesef düşmüş ve hâlâ bu düşüşten kurtulamamıştır…
Basın yayın ve görsel medyada gerçekleştirilen Bizans oyunları ve zihinleri bulandıran, korku ve güvensizlik ortamı, ekonomide de çöküşe doğru bir eğilme yaratmıştır. Ülkenin dört bir yanı Kurtuluş Savaşı gibi PKK, PYD, İŞİD, DAİŞ, ve Küresel Güçlerin işgaline uğramışken ve bir İç ve Dış Barış ve bir İstiklâl Savaşı verilirken, Anayasa, Başkanlık Sistemi gibi tali unsurlarla uğraşılması anlamsız ve beyhudedir. Normal zamanlarda olması gerekenlerin “Yangından mal kaçırır gibi”  bugüne sıkıştırılması oldukça manidardır.

YENİ ANAYASA ve BAŞKANLIK  
Yeni Anayasa gelirse, Millî devlete son verilerek, ABD’den ithal edilen Başkanlık modeline geçilerek yeni özerk bölgeler ve eyaletler ortaya çıkacaktır. Bu ise bir başlangıçtır. Gerisi sonradadır… Bu ise tek adamlığa hatta diktatörlüğe doğru gidişin bir göstergesidir. ABD’den ithal edilen başkanlık sistemi ile:
Millet Meclisi ve Vekilleri etkisiz ve yetkisiz kılınıyor.
Milletin ve Meclisin yetkisi tek ele devrediliyor.
Millî devleti ortadan kaldırarak,   eyalet ve özerklik yapılanmasına yol açılıyor.
Türk tipine uygun olmayan bu sitemde, çoğulcu demokrasiden ve çok partili sistemden uzaklaşarak esas iki partiden bahsediliyor. Halk için değil halka karşı ayakta durmak için iki partili bir sisteme geçilmek istemektedir. Bu sistemde iki parti de sistemi ayakta tutabilmek için rakip partiye ihtiyaç duymaktadır. Bu Kapitalist sistemde partiler, para babaları, finans baronları, silah tüccarları ve kodamanlar buradan nemalanırlar. Ezilen ve fakirleşen halktır.
Türkiye, 1988’de Srazburg’da  “Yerel Yönetimler Yasası” na imza atmıştır. Türkiye,  bu yasa ile yerel yönetimlere özerklik veren ve ülkeyi on iki(12) eyalete, küçük birimlere bölerek,  küresel bankerlere bağlanma tuzağına düşmüştür.
2006’da BOP Başkanlığını kabul edenler Başkanlık Sistemi ile Türkiye on iki bölgeye ayırıyor. Her bölge, kendi yatırım kararını alacak ve bunun için Küresel Valiler, Belediye Başkanları ve Özel Sektör Yetkilileri ile birlikte Bölgesel Yasalara imza atacaklar.
Eyaletler, Merkezi yönetimden ayrı olarak icraat yapacaklar. Yaptıkları projeleri için küresel bankerlere borçlanacak ve parayı aldıkları bankerlerin emirlerini yerine getirmede tereddüt etmeyeceklerdir; veya borç batağında boğulacaklardır.
Türkiye’de bu uygulamayı gerçekleştirmek ve mevcut Yerel Yönetim uygulamaları konusunda yol haritası belirlemek için girişimde bulunmuşlardır. Böylece Belediye Başkanları, Yargıçlar, Federal Yönetimler ve Federal Mahkemeleri yerinde görüp incelemek ve uygulamayı öğrenmek için Kolerada ve Arizona Eyaletlerine giderek uygulamaları yerinde görüp bilgilendirilmişlerdir. Hatta bunun için Federal Mahkemeler ve kurulacak (12) on iki Eyalet için Kayseri’de Eski Dikimevi Yıkıntıları arsasına büyük bir bina yapılmış ve inşaatın  içi ona göre dizayn edilmişti…
Seçim öncesinde bölünme öncelikle ordu içinde gerçekleştirildi. Böylece Türk ordusu küçültülerek  Korucular dağıtılacak ve Güneydoğu’da sadece bir kolluk gücü oluşturulacak ve özel ordu oluşturulması için yerel yönetimlere yetki için  düğmeye basılmıştı…
“Doğuda Valilere ve komutanlara Operasyon yapmayın” emri, “Sınırda Teröristlere Çadır Mahkemelerinin Kurulması, ve dağdakilerin yargılanmadan serbest bırakılması, Doğudaki Belediye Başkanları ve Eş Başkanların Eyalet Yasaları oluşturması; Asker ve Polis Birimleri Kurması; Yerel Mahkemeler Kurarak Türkiye Cumhuriyeti Savcılarını Yakalatıp Yargılama durumuna gelmeleri… vb.” hepsi bunun içindi. Güneydoğuda Türk ordusunun yer almayacağını, Bölgenin özel güvenlik şirketlerine ve bölgesel silahlı güçlere bırakılacağı dahi açıklanmıştı.
Geçen seçimden sonra gelinen noktada imzalanan sözleşmelerle emperyalistlerin oyununa gelmiş: “Yanıldık, yanıltıldık, kandırıldık”,  POP Başkanlığı, Çözüm Süreci; Eyaletlerin Kurulması, Akil Adamlar, Ülkeyi kan gölüne çeviren önemli eylemler tarihe kara bir leke olarak geçmiştir. Küresel Güçlerin ve Emperyalistlerin sıkıştırması ile Emperyalistlerin kıskacına girmiş, ve çıkış yolu, ve tarihî bir hatadan dönüş için teröristlere yapılan yeniden operasyonlarla şehirler halaç pamuğu gibi dağıtılarak boşaltılmış, göçler başlamış ve nihayet geçmişteki bir yanılgı düzeltilerek tarihî bir yanılgıdan dönüşe  imza atılmıştı…

OYUN ve TUZAKLAR
Bugün yapılmak istenen Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi ile ülke Küresel Efendilerin eline verilecektir. Oynanan bir oyun ve tuzaktan başka bir şey değil. Bizi yönetenler bir kez daha kandırılacak, bir kez daha aldatılacaktır.
Küresel güçlerin hedefi Başkanlık sistemi ile ülkeleri küçük parçalara bölmek ve küçük lokmalar halinde kolay yutabilmektir. Bu getirilmek istenen Başkanlık ve Sistemde:
Anayasada Türklük kavramı olmayacak,
Milliyetçiliğe yer verilmeyecektir.
Uluslararası sözleşmelere bağlı kalınacak,
Yerel Yönetimlere Özerklik şartı uygulanacaktır.
Egemenlik uluslararası kuruluşlarla paylaşılacaktır.
Azınlık Halkların kendi kaderlerini tayin için hukukî dayanak yaratılacaktır.
Meclis Yetkisiz, etkisiz olarak, Vekiller sadece Başkan’ın memuru olarak uşak muamelesine tabi olacaklardır.
Devletin bütün kurumları tek kişinin iki dudağının arasından çıkacak söze bağlanacaktır.


11 Aralık 2016 Pazar

ÜLKÜCÜLER ve VATAN, Abdullah Çağrı ELGÜN

ÜLKÜCÜLER ve VATAN
Abdullah Çağrı ELGÜN
HER TÜRLÜ TERÖRÜ LANETLİYORUM!..

Bir tarafta savaş, diğer tarafta kırk yıla yakındır içinden bir türlü çıkamadığımız terör… Memleketin geldiği nokta, biz Ülkücüleri endişeye düşürürken Gazi Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından söylendiğine inanılan bir söz vardır: “Vatan mevzubahisse gerisi teferruattır .” Şüphesiz; fakat fırsatı bir ganimet gibi görerek bunu lehine kullanmak isteyenler de ipin bir uçunu kapmış her fırsatı ganimete dönüştürme peşindedirler.
Terör Ülkenin sırtına yapışmış veya yapıştırılmış bir türlü indirilemiyor. Yanlış başlamış ve yanlış gitmekte olan bir politikanın, top yekün kurbanı yüzde elliyi ele geçirmiş üst aklın, çark ederek çözmek istediği; fakat bir türlü çözemediği problemler yumağı çözülmüyor…
PKK, KCK, PYD, FETO, İŞİD, çeşitli saldırılarla ülke içinde ve dışarıda kurban almağa doymuyor. Sorumlularda sadec açıklama, istifa yok, yanlış yaptık yok yanlış yapıyoruz yok! Biz en iyisini biliriz. AK kadrolar, AKP kadroları,…vb. bilmem ne?!:
Burada bir eksik var!... Parti kadroları milleti, ülkeyi, Türkiye’yi top yekün kucaklayamaz. Bu milletin adı: “Türk Milleti” ise bu milletin bu ülkenin bu devletin ve bu ülkenin KADROLARI OLMALI… Partilerin olamaz…
Aklımızı başımıza alalım. Hiç kimsenin ülkeyi şu partili bu partili, bunun kadroları, şunun kadroları diye ayırmağa ve bölmeğe ne yetkisi vardır ne de hakkı olamaz… Millet vekilini ve yöneticisini seçerken bizi bölük bölük bölsün, AK desin, KARA desin, bunların kadroları ile övünsün diye seçmiyor… Bu milletin top yekün bir MİLLET ve TEK TÜRKİYE olduğunu unutanlara hatırlatmak isteriz…
Terör ve değişik belâlar bu necip milletin kanını emmeğe devam ederken, “Olağanüstü Şartlar”ın getirdiği fiili durumdan yararlanarak rejim ile ilgili yapılan bir takım tartışmalar da gündemin önemli konusu haline gelmiştir. Halkın yüzde ellisinden fazlası bu gidişat ve durumdan   
E N D İ Ş E L İ D İ R… G E L E C E Ğ İ N D E N  K A Y G I L I D I R..    DİKKAT!..  Milleti kendi heveslerimize kurban vermeyelim…
ATATÜRK, ÜLKÜCÜLER ve MHP
Atatürk, Padişahlık Halifelik sistemlerini kaldırarak “Cumhuriyet” ‘i niçin koymuştur? Meclis, Vekiller, Başkanlık ve Cumhurbaşkanlığı sistemini niçin lâyık görmüştür? Hilâfet değil de neden Cumhuriyet? Cumhuriyeti niçin Türk Halkına bahşetmiştir? İsteseydi hem HALİFE hem de ülkenin BAŞKAN, PADİŞAH da olabilme yetkisini tam olarak elde etmemiş miydi?
Bunların hiç birini bu millete lâyık görmeyerek Cumhuriyet’i bu millet için idare şekli olarak görmüştür; çünkü Atatürk o kadar büyük bir ÜLKÜCÜ idi ki milletini kendi menfaatlerinden çok daha fazla seviyor, milletinin menfaatlerini kendi menfaatlerinden daha üstün tutuyordu. Tıpkı bugünkü ÜLKÜCÜLER gibi… “Önce Vatan ve Millet”, diyerek her zor durumda  ve şartlarda: “Vatan ve Millet”için gövdesini siper etmekten geri durmuyor, “Vatan ve Millet” in her dönemde en büyük garantisi ve en önemli teminatı oluyordu.
Biliyoruz ki: “ÜLKÜCÜLÜK, ölmektir; fakat dönmemektir, vatan için sürüm sürüm sürünmektir…” Geçmişte olduğu gibi bu gün de Ülkücüler: Darbelerden, darağaçlarından ve işkencelerden yılmamış, kendi hakkını ve hukukunu korumuş, “oldu bitti” lere, dayatmalara, hiçbir gücün ve Devletin Türk’e Türk Milletine efelenmelerine ve dayılanmalarına asla ve asla boyun eğmemiş, diz çökmemiş ve uşaklık etmemiştir… Bundan sonra da etmesi mümkün değildir….
Daha önceki açıklamalarımızda da defalarca ifade ettiğimiz gibi, “Bizi Bu Hallere Kimler Getirdi?”, “Biz Bu Hale Nasıl Geldik?” yazılarımızdan da anlaşılacağı gibi her öneüne gelenin kandırdığı, yanılttığı iktidarın, “Başkanlık Sistemi ve Rejim Değişimi” ile nasıl bir gelecek inşa edeceği merak edilmektedir… Bunu merak edenler, dün aynı iktidar döneminde gerçekleşmiş olan: Ergenekon, Balyoz, 2010 Referandumu ve 15 Temmuz’a kadar yaşanan olay ve durumlara bakmaları yeterli olacaktır.
Darbe Başarılı olsaydı: Dışişleri Bakanı Efgan ALÂ, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melik GÖKÇEK, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir TOPBAŞ, Bülent ARINÇ, Ahmet DAVUTOĞLU, Mehmet ÖZHASEKİ ne olacaklardı?
ATATÜRK, ÜLKÜCÜLER ve MHP, vatan ve milletin en büyük teminatı her dönemde ve en kuvvetli garantisi olarak durmaktadır ve durmaya devam edeceklerdir.
MHP ve ÜLKÜCÜ HAREKET, şimdiye kadar ödemesi gereken  bütün bedelleri ödemiş, Türk Halkına ve bütün Türkiye’ye “Vatan ve Millet”e olan bağlılığı ile kayıtsız şartsız ölümü göğüsleyebilecek kadar serden geçti, Ülkücü bir ideal adamı ve Atatürk’ün düşüncesi ve yolunda olduğunu tescil ettirmiştir. “Vatan mevzubahisse gerisi teferruattır.” Diyerek gerektiğinde de ortaya çıkmasını bilecektir. MHP ve Ülkücüler’in de kaygısı ve endişesi her zaman “Vayan ve Millet” tir. Bugün de aynı ÜLKÜ ile yoluna devam edeceğine inancım tamdır. 
ATATÜRK'TEN VECİZELER
Bir millet, bir toplum yalnız bir kişinin çabası ile adımcık bile atamaz.
Büyük devletleri kuran ecdadımız, büyük ve şumulü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur.
Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O, Esaret ve aşağılığı kabul etmez.
Bu memleket tarihte Türk'tü, halde Türk'tür; ve ebedîyen Türk olarak yaşayacaktır.
Ne mutlu Türk'üm diyene!
Herkes millî görevini ve sorumluluğunu bilmeli, memleket meseleleri üzerinde  o düşünceyle düşünüp, çalışmayı görev edinmelidir.
Ben Türk ufuklarından bir  mutlaka bir güneş doğacağına, bunun hararet ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize güç çıkacağına o kadar eminim ki bunu adeta gözlerimle görüyorum.
Kendimiz için değil, bağlı bulunduğumuz millet için el birliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.
Giriştiğimiz büyük işlerde, milletimizin yüksek kabiliyet ve yüksek sağduyusu başlıca rehberimiz ve başarı kaynağımız olmuştur.
Doğudan şimdi doğacak olan Güneş'e bakınız. Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün doğu milletlerinin de  uyanışlarını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve egemenliklerine kavuşacak olan çok kardeş milletler vardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yer yüzünden yok olacak ve yerlerini milletler arasında hiç bir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir âhenk ve iş birliği çağı hakim olacaktır. 
Türk Milleti, kahramanlıkta olduğu kadar, istidat ve liyakâtte de  bütün milletlerden üstündür. Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve bağımsızlık fikrinin ölmez âbidesidir. Bu eseri meydana getiren bir milletin evlâdı, bir ordunun başkumandanı olduğundan, daima mesut ve bahtiyarım.
Hiç bir sözümde milletime karşı, geri alma durumunda kalmadım. Onları söylerken bir hayal peşinde koşan gibi, hayal şakıyan bir şair gibi değil, onları söylemekliğim bu milletteki kabiliyet unsurlarını bilmekliğimden idi. 
Bir gün, o tabiat  çocuğu, tabiat  oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu, Türk oldu!... Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir. 
Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklaı bir var oluuşa sahne oldu. Bu sahne en az yedi bin  senelik bir Türk beşiğidir.
Türk kuvvet ve zekasının yenmediği ve yenemeyeceği güçlük yoktur!.. 
Beni oloağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir.
Bu millete çok şey öğretebildim; ama uşak olmayı bir türlü öğretemedim.
Her Türk ferdinin son nefesi, Türk Milletinin nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedî olduğunu göstermelidir.
Bizim başka milletlerden hiç bir eksiğimiz yoktur. Cesuruz, zekiyiz, çalışkanız, yüksek amaçlar uğrunda ölmesini biliriz...
Mazinin kararsız, çürümüş zihniyeti ölmüştür. Bütün dünya bilmelidir ki, Türk milleti hakkını, haysiyetini, şerefini tanıtmağa kadirdir. Türk vatanının bir karış toprağı için bütün millet bir vücut olarak ayağa kalkar. Haysiyetinin bir zerresine, vatanın bir avuç toprağına vuku bulacak tecavüzün bütün mevcudiyetine vurulmuş darbe olacağını artık Türk milletinin fark etmediğini sanmak hatadır.1924
Bu dünyadan göçerek Türk milletine veda edeceklerinin çocuklarına kendinden sonra yaşayacaklara, son sözü bu olmalıdır: "Benim Türk milletine, Türk cemiyetine, Türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemiştir, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz."1935
Bu sözler bir ferdin değil, bir Türk Milleti duygusunun ifadesidir. Bunu, her Türk bir parola gibi kendinden sonrakilere mütemadiyen tekrar etmekle son nefesini verecektir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk Milleti'nin nefesinin sönmeyeceğini onun ebedi olduğunu göstermelidir. Yüksek Türk, senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.1935
Benim hayatta yegâne fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.1923
Bu memleket tarihte Türk’tü, halde Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.1923
Türk! Öğün. Çalış. Güven.1925
Bir Türk dünyaya bedeldir.1925
İngiliz ateşemiliterinin sorduğu bir sorunun cevabıdır: 
Anasının ve babasının asilliğiyle iftihar eden Tedoz, İtalya yarımadasına inmek isteyen Türk Attillâ'ya, barış görüşmesinden önce sormuş:  "Siz hangi asîl ailedensiniz?" Attillâ da ona cevap vermiş: "Ben asîl bir milletin evlâdıyım!" İşte benim cevabım da size budur!"
Türk milleti büyük bir arslandır. Biz hepimiz onun tüyleri arasına sıkışmış ve sığınmış göz ile görülmez küçük varlıklarız. O arslanın büyük hareketleri ve hamleleri ise inkılâp hareketleri ve hamleleridir. Bu arslanı tahrik edebilmek... İşte bizim için iftihar edebilecek rol budur.1931
Ben batı milletlerini, bütün dünyanın milletlerini tanırım. Fransızları tanırım, Almanları, Rusları ve bütün dünyanın milletlerini şahsen tanırım ve bu tanışmam da harb sahalarında olmuştur, ateş altında olmuştur. Ölüm karşısında olmuştur. Yemin ederek size temin ederim ki, bizim milletimizin manevî kuvveti bütün milletlerin manevî kuvvetinin üstündedir.1920
Türk milleti, güzel her şeyi, her medenî şeyi, her yüksek şeyi sever, takdir eder. Fakat muhakkaktır ki, her şeyin üstünde tapındığı bir şey varsa, o da kahramanlıktır. Bu sözlerim şüphesiz bugünkü uyanık Türk gençliğinin kulaklarında yüksek ve tesirli akisler yapacaktır. Yüksek huylarına ehemmiyetle baktığım Türk çocuklarından daha az şey istemem.
Bizim başka milletlerden hiçbir eksiğimiz yok. Cesuruz, zekiyiz, çalışkanız, yüksek maksatlar uğrunda ölmesini biliriz.
Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz; ve şunu kat'i olarak söyleyeyim ki bir millet, varlığı ve bağımsızlığı için her şeye girişir ve bu gaye uğrunda her fedakârlığı yaparsa, muvaffak olmaması mümkün değildir. Elbette muvaffak olur. Muvaffak olamaz ise o millet ölmüş demektir. Şu halde millet yaşadıkça ve her türlü fedakârlıkta bulundukça muvaffak olamaması hatıra gelmez ve böyle bir şey söz konusu olamaz.1919
Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvelâ bizim kendi benliğimize ve milliyetimize, bu hürmeti hissen, fikren, fiilen, bütün iş ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki millî benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır.1923
Felâketler, elemler, mağlûbiyetler milletler üzerinde bir takım etkenlerin vücut bulmasına sebebiyet verir. Bu etkenlerin başlıcası, öyle kara günlerinde sonra milletlerin uyanması vakalarını bulması ve kendi benliğini duymasıdır. Milletleri yükselten bu özelliklere bir etken daha ilâve edelim: İntikam hissi... Milletlerin kalbinde intikam hissi olmalı. Bu alelâde bir intikam değil, hayatına, ikbaline, refahına düşman olanların zararlarını yok etmeye yönelen bir intikamdır. Bütün dünya bilmeli ki, karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet acizlik ve zaaftır. Bu, insaniyet göstermek değil, insanlık özelliğinin yok oluşunu ilân etmektir.1923
Memleket ve millet hizmetlerinde baş olmak isteyenlerin ilham kaynağı, milletin hakikî hisleri ve emelleridir. Bizim anılmağa değer bir hareketimiz varsa o da milletin duygu ve eğilimlerinde varlığına temas etmeğe çalışmaktan ibarettir. Her türlü muvaffakiyet sırrının, her nevi kuvvetin, kudretin hakikî kaynağının, milletin kendisi olduğuna kanaatimiz tamdır.1925
Memleketimizin ve milletimizin başına gelmiş olan bunca felâketler hiç şüphe etmemelidir ki, bu dalgın insanların memleketin talihini ve iradesine ellerinde tutmuş olmalarından ileri gelmiştir. Bir topluluğun mutlaka ortaklaşa bir fikri vardır. Eğer bu her zaman dile getirilemiyor ve belirtilemiyorsa, onun yokluğuna karar verilmemelidir. O, yapılan işlerde mutlaka mevcuttur. Varlığımız, bağımsızlığımızı kurtaran bütün işler ve hareketler, milletin müşterek fikrinin, arzusunun, azminin yüksek belirtisinden başka bir şey değildir.1925
Biz, ilhamlarımızı, gökten ve görünmez âlemlerden değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen; içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk Milleti ve bir de milletler tarihinin bin bir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir.1937
Bu millet hakikî eğilimine zıt düşünceye sapanlara iltifat etmemektedir. Bununla bugün çok övünüyorum. Bundaki isabetin sırrını izah için derhal söylemeliyim ki bizim ilham kaynağımız doğrudan doğruya büyük Türk Milleti'nin vicdanı olmuştur ve daima olacaktır. Bütün hareketi, verimi, kuvveti millî vicdandan aldıkça, bütün teşebbüslerimizde milletin sağ duyusunu, rehber saydıkça şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da milleti doğru hedeflere eriştireceğimize imanımız tamdır.1925
Giriştiğimiz büyük işlerde, milletimizin yüksek kabiliyeti ve yüksek sağduyusu başlıca rehberimiz ve başarı kaynağımız olmuştur. Bu büyük millet, arzu ve istidadının yöneldiği istikametleri görmeye çalışan ve görebilen evlâdını daima takdir ve himaye etmiştir.1926
Millet sevgisi kadar büyük mükâfat yoktur. İstiklâl harbinde benim de milletime ettiğim bir takım hizmetler olmuştur zannederim; fakat, bunlardan hiçbirini kendime mal etmedim. Yapılanın hepsi milletin eseridir, dedim; aranacak olursa, doğrusu da budur. Mazide sayısız medeniyet kurmuş bir ırkın ve milletin çocukları olduğumuzu ispat etmek için, yapmamız lâzım gelen şeylerin hepsini yaptığımızı ileri süremeyiz; bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz vardır. İlmî çalışmalarda bunlar arasındadır. Beni seven arkadaşlarıma tavsiyem şudur: Şahsınız için değil, fakat mensup olduğunuz millet için elbirliği ile çalışalım; çalışmaların en yükseği budur.1923
Hiçbir sözümde milletime karşı geri alma durumunda kalmadım. Onları söylerken bir hayâl peşinde koşan gibi, hayâl şakıyan bir şair gibi değil, onları söylemekliğim bu milletteki kabiliyet unsurlarını bilmekliğimden idi.1923
Türk milleti kahramanlıkta olduğu kadar, istidat ve liyakatte de bütün milletlerden üstündür. Mühim bir vazifenin yapılışında benden evvel işe girişen, millet olmuştur. Benim şu veya bu sebeple tehir ettiğim mühim vazifeyi millet bana ihtar etmiş ve yaptırmıştır. Bunu milletin müşterek ruhundaki yükseklik ve erginliğe parlak bir misal olarak anmayalım.1925
Benim için en büyük korunma noktası ve şefaat kaynağı milletimin sinesidir.1919
Bu millet kılı kıpırdamadan dava uğruna ve benim uğruma, canını vermeğe hazır olmasaydı ben hiçbir şey yapamazdım. Ben bin bir müşkül karşısında yılacak bir insan olsa idim büyük işlerin rehberliğinde, milletim beni yaya bırakırdı. Milletimin iyi niyetine daima minnettarım. Ben gerektiği zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.Haziran1937
Hayatımın bütün safhalarında olduğu gibi, son zamanların buhranları ve felaketleri arasında da, bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatımı, her nev'i şahsi duygularımı, milletin selameti ve saadeti namına, feda etmekten zevk duymayayım.1937
Dünya üzerinde yaşamış ve yaşayan milletler arasında demokrat doğan yegâne millet Türklerdir.1937
Kudretsiz dimağlar, zayıf gözler, hakikati kolay göremezler. O gibiler, büyük Türk milletinin yüksek seviyesine nazaran geri adamlardır.1925
Millet, muasır medeniyetin bütün milletlere temin ettiği hayat ve vasıtaları, esasta ve şekilde aynen ve tamamen gerçekleştirmeye kati karar vermiştir. Millet, yenilik ve ıslahat sahasında gösterdiği gayretlerin asırlardan beri olduğu gibi, türlü yalan ve dolanla biran bile durmasına müsaade etmemek azmindedir.1925
Millet, milletlerarası umumi mücadele sahasında hayat sebebi ve kuvvet sebebi olacak ilim ve vasıtanın ancak muasır medeniyette bulunabileceğini, sabit olmuş bir hakikat diye benimsemiştir.1925
Millet, saydığım değişiklikler ve inkılapların tabii ve zaruri icabı olarak umumi iradesinde ve bütün kanunlarında, ancak dünya ihtiyaçlarından mülhem ve ihtiyacın değişmesiyle değişip gelişmesi esas olan dünyevi bir idare zihniyetini hayat düsturu saymıştır.1925
Bu büyük millet, arzu ve istihdadının yönelmiş olduğu istikametleri göstermeye çalışan ve görebilen evladını daima takdir ve himaye etmiştir.1926
İki Mustafa Kemâl vardır. Biri, ben, fâni Mustafa Kemâl; diğeri milletin içinde yaşattığı Mustafa Kemâller idealidir. Ben onu temsil ediyorum. Herhangi bir tehlike ânında ben ortaya çıktımsa, beni bir Türk anası doğurmadı mı? Feyiz milletindir, benim değildir.1935
Türk milletinin istidadı ve katî kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektedir.1924
Türk milleti şuurla ve bunca bin senelerin açtığı devasız yaraları acele tedavi etmek ıstırabıyla, hakikat denilen cevheri bulmuş olduğuna inanarak, uzun adımlarla kurtuluş aramaya karar vermiştir. Bunun önüne sed çekmek isteyeceklerin âkıbeti Türkün kuvvetli ayakları altında ezilmektir.
Silâhı ile olduğu gibi aklı ile de mücadele mecburiyetinde olan milletimizin birincisinde gösterdiği kudreti, ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur. Milletimizin sâf seciyesi istidat ile doludur.15 Temmuz 1921
Samsun'a ayak bastıktan sonra derhal memleket ve milleti yokladım. Gördüm ki, memleketin ve milletin temayülü istiklâl müdafaasında tereddüt edenleri utanılır mevkiinde bırakabilecek mahiyettedir. Filhakika iki seneden beri bütün dünyanın şahit olduğu olaylar düşüncelerimde isabet ve milletin azim ve imânında hakikî salâbet olduğunu ispat etti.23 Nisan 1921
Hiçbir zafer gaye değildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük bir gayeyi elde etmek için belli başlı vasıtadır. Gaye fikirdir. Zafer bir fikrin istihsal ve hizmet nisbetinde kıymet ifade eder. Bir fikrin istihsaline dayanmayan zafer payidar olamaz. O boş bir gayrettir.
Bizi diğer medeni milletler arasında geri bıraktıran adlî, siyasî, iktisadî, malî zincirler kırılmıştır. Parçalanmıştır... Bugüne kadar kazandığımız muvaffakıyet, bize ancak terakki ve medeniyete doğru bir yol açmıştır. Yoksa terakki medeniyeti henüz ulaşılmış değildir.
Büyük davamız, en medenî ve müreffeh millet olarak varlığımızı yükseltmektir. Bu yalnız kurumlarında değil düşüncelerinde temelli bir inkılâp yapmış olan Büyük Türk Milletinin dinamik idealidir. Bu ideali en kısa bir zamanda kavramak için, fikir ve hareketi, beraber yürütmek mecburiyetindeyiz. Bu teşebbüste, başarı ancak, süreli bir planla ve rasyonel çalışmakla mümkün olabilir.
Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, mutluluk ve servete hak kazanmış ve lâyık olan köylüdür.1922
Acizler ıçin imkansız, korkaklar ıçin müthiş gözüken şeyler kahramanlar ıçin idealdir. Arkadaşlar! Gidip, toros dağlarına bakınız, eğer orada bir tek yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiç bir güç ve kuvvet asla bizi yenemez.  Bu memleket tarihte Türk’tü, o halde Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır. Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur.  Biz Türkler, ruhen demokrat doğmuş bir milletiz.  Bu millet kılı kıpırdamadan dava uğruna canını vermeye razı olmasaydı, ben hiçbir şey yapamazdım.  Ben gerektiği zaman, en büyük hediyem olmak üzere, Türk milletine canımı vereceğim.  Benim fıtratımda bir gayri tabiilik varsa, Türk olarak dünyaya gelmemdendir.  Biz ne Bolşevikiz, ne de Komünist: ne biri, ne diğeri olamayız. Türkler milliyetperver ve dinlerine hürmetkâr bir millettir. Bizim hükümet şeklimiz tam bir demokrat hükümetidir.  Bizim milletimiz, vatanı için, hürriyeti ve egemenliği için fedakâr bir halktır.  Bir Türk dünyaya bedeldir.  Bizim başka milletlerden hiçbir eksiğimiz yok: Cesuruz, zekiyiz, çalışkanız, yüksek amaçlar uğrunda ölmesini biliriz.  Benim hayatta yegâne fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir. Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.  Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu ila ve idame edecek sizsiniz.  Türk kuvvet ve zekasının yenmediği ve yenemeyeceği güçlük yoktur.  Türk milleti istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.  Türk esirlik kabul etmeyen bir millettir. Türk milleti esir olmamıştır.  Türk orduları, tarihte benzeri görülmemiş kahramanlıklar, fedakârlıklar göstermiştir.  Türk’ün haysiyeti, onuru ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür.  Türk milleti insanlık âleminin samimi bir ailesidir.  Türk milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.  Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur.  Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.  Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.  Yabancılardan insaf ve iyilik dilenmek gibi bir ilke yoktur. Türk ulusu, Türk ilinin gelecek çocukları bunu bir an olsun akıllarından çıkarmamalıdır
Uzun uzadıya anlatmağa gerek yoktur. “Cumhuriyet” toplumların kendi kendini yönettiği bir sistemtir ve demokrasi onunla hayat bulmuştur. Hak hukuk, adalet Cumhuriyet ile vardır da onun için Atatürk, tekrar Padişahlık, Halifelik istememiştir. Cumhuriyet Türk Milleti için en güzel yönetim ve özgür olmaktır. Türk Milletini Hilâfet veya Başkanlık, Cumhuriyetten daha güzel ve daha iyi yönetmez.
KAYNAKLAR:
http://www.cokbilgi.com/yazi/ataturkun-millet-sevgisi-ile-ilgili-sozleri/
http://www.ataturkinkilaplari.com/ao/15/ataturk%E2%80%99un-turk-milleti-ile-ilgili-sozleri.html
https://www.google.com.tr/webhp?sourceid=chrome-instant&ion=1&espv=2&ie=UTF-8#q=Atat%C3%BCrk%E2%80%99%C3%BCn+T%C3%BCrk+millet+ile+ilgili+s%C3%B6zleri
http://www.ataturkinkilaplari.com/ao/15/ataturk%E2%80%99un-turk-milleti-ile-ilgili-sozleri.html

17 Kasım 2016 Perşembe

"VATAN AŞKI'M" Eğitimci, Araştırmacı - Yazar, Abdullah Çağrı ELGÜN

VATAN AŞKIM
Abdullah Çağrı ELGÜN
Değerli Vatan Evlatları!
Bir gün gelir, vatan toprağı tehlike içerisinde kalırsa, onu korumak uğrunda canım feda olsun. Vatan Aşkım beni kendime getirecektir.
Ogün, rengini kanımdan alan Albayrağın altında toplanacağız. Tanrım beni Türk yarattığı ve içimize Müslümanlık denen Hak dinini attığı ve ruhumuzu İbrahim’in, İsmail’in, ishak’ın, Zekeriya, Yahya, Davut, Harun, Musa, Yusuf, Yakup, İsa(Mesih) ve Muhammed’in dininden bir nur, kendi nefsinden bir Ruh kattığı için Allah’a şükürler olsun.
Muhammed, Huneyn’de, Uhut’ta, Hendek’te ne yaptı ise vatanımın bütün fertleri, aynı aşkla Malazgirt, Mohaç, Çaldıran, Kosova, Niğbolu, Kocatepe, Tınaztepe, Dumlupınar, Sakarya ve Çanakkale’de aynı iman aynı ruh ve aynı vatan aşkı ile savaştı.

Bir gün, vatanın bana ihtiyacı olursa, bu can vatanıma feda olsun. Hiç çekinmeden ve asla korku duymadan, tereddüt göstermeden, vatan, millet, bayrak, Kur’an, ve Tanrı önünde and içerim ki vücudumun bütün azaları ve bütün vücudum vatana kurbandır.
Türk milleti; ordu millet, bu bayrağın altında toplanın. Ne mutlu ki mensubu olmaktan şeref ve gurur duyduğumuz bir edebiyatımız, tarihimiz, coğrafyamız ve övünülecek bir geçmişimizle, yiğitlerin harman olduğu bir memleketteyiz. Ne mutlu ki serdengeçti kahramanlarımız ve bunların altın başaklar gibi boy verdiği bir ülke toprağımız var. İftihar ederiz...
Yurttaşlarım!
Bu asil ve necip milletin bir geleneğidir ki evlenecek kızlar, kocalarına; askere giden delikanlılar, vatana; kesilecek koçlar Allah’a kurban olsun diye, kınalanır, süslenirler. İşte bu kınalanıp, süslenen yavrular, hiçbir tereddüt ve korku duymadan canını feda etmeye ahdederler. Ben de aynı toprağın hamuru, aynı nehrin suyu, aynı yağmur ve karın taneleri ve aynı geleneğin sahibi bu ülkenin evladıyım. Bu ülkenin ebedî geleceği için kurban olmaya hazırım. Ne mutlu bu ülkü ile yaşayan vatan sevdalılarına.

Atam Bumin ve İstemi Kağanlar, milleti ve devleti akılları ve bilgeliklerinden süzülüp gelen hikmetle yönetmişler. Bilge Kağan ve Kültiğin Kağanlar ve Vezirleri Tonyukuk da aynı akıl ve bilgelikleriyle ülkeyi bir ve bütün hale getirmişler. Getirerek ülke topraklarında aç milleti tok, bakımsız milleti bakımlı, çıplak milleti giyimli hale sokmuşlar. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüşler.
“ Ölecek milleti dirilttim. Giyimsiz milleti giyimli, yoksul milleti zengin kıldım. Az milleti çok ettim. Başka kağanlı başka ülkeliden üstün kıldım.

Türk Oğuz Beyleri, Milleti İşitin!..

Üstte gök batmasa, altta yer delinmese, ey Türk senin ilini ve töreni kim bozabilir?!.İleri gün doğusuna, güneyde gün ortasına doğru; Batı’da gün batısına; Kuzey’de gece ortasına doğru, içindeki milletler hep bana tabidir. Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım… Ölesiye bitesiye çalıştım.
Türk Milleti, bu sözümde yalan var mı?!.

Bu zamana oturan Türk Beyleri, milleti olarak mı yanılacaksınız? ” diyen Bilge Kağan;
“…Demir mızraklar bir orman,

Avlakta yürüsün kulan,
Daha deniz daha ırmak
Güneş tuğ olsun, gökyüzü çadır
Düşmanlarımı ağlattım,

Dostlarımı güldürdüm,
Tanrı’ya borcumu ödedim.” diyen Oğuz Kağan;
Bir milyonu geçkin mısradan oluşan destanın kahramanı:

“Ben Bahadır Manas!
Karlı dağlarda yatıp mal buldum.
Kanıkey mesut yaşasın diye.
Fakirlerim mesut yaşasın diye.
Kayalardan sürü aldım,
Kırk corum(asker) da mesut olsun diye.” söyleyen Manas;
“Biz ki Turan mülkünün ve Türkistan’ın emiriyiz!.. Biz ki Türkoğlu Türk’üz! Biz ki milletlerin en eskisi ve en büyüğü olan Türk’ün başbuğuyuz. Gökyüzü üzerimize çökse, biz onu kılıçlarımızın ucunda, mavi bir atlastan çadır gibi tutarız.” diyen Timur Han;
Peygamberimiz Miraç`tan dönüşte yanındaki meleğe: Aşağıdaki beyaz atlı süvariler kim?" diye soruyor. Melek de:"El etrak`ül cindullah" yani Alah`ın süvarileri olan Türklerdir" diyor. “Türk dilini öğreniniz; çünkü onlar için, uzun sürecek egemenlik vardır.” 
“Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayınız.” diyen âlemlerin Perygamberi Hz. Muhammet(sav);

“Osmanlıya iki kıta üzerinde hükmetmek yetmez. Zira ilâhi kelimetullah iki kıtaya sığmayacak kadar büyük bir davadır. Selçukluların varisi olduğumuz gibi Roma’nın da varisiyiz.” diyen Orhan Gazi;
“Oğul, insanlar vardır şafak vakti doğar, akşam ezanında ölürler!.. Dünya senin gözlerinin gördüğü kadar büyük değildir… Bütün fethedilmiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler; ancak senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır. Açık sözlü ol. Her sözü üstüne alma. Gördün söyleme, bildin bilme… Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.” diyen Şeyh Edebâli;
“Dünya bir Türk’e dar.” diyen Yavuz;
“Cihanda Türk edebiyatının bayrağını dalgalandırmak suretiyle, Türkleri tek bir millet haline soktum. Hiç ordum olmadığı halde, Çin sınırına ve Tebriz’e kadar bütün Türk illerini, sadece Divan’ımı göndermek suretiyle fethettim.” diyen Ali Şir Nevâî;
“Gördüm ki Yüce Tanrı, devlet güneşini Türkler’in burçlarından doğdurmuş. Onlara Türk adını kendisi vermiş. Onları yeryüzünün hakanı kılmış ve cihan halkının dizginlerini onların ellerine bırakmış.” diyen Kaşgarlı Mahmut;
Tas kırılır, Tunç erir, ama Türklük ebedîdir

“Gafil hangi üç asır hangi on asır;
Tuna, ezelden beri Türk diyarıdır,
Asya’nın ortasında OĞUZ OĞULLARI,
Avrupa’nın Alplerinde OĞUZ OĞULLARI,
Doğudan çıkan biz, Batı’da yine biz,
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz…”
“… Ben her şeyden önce Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım tamdır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum. Onu görüyorum !..
Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk birliği ile açacaktır. Dünya sükûnunu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk’ün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek…” diyen Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK gibi ufkumuz hep Batı'dır.
Değişik zamanlarda ceddimin topraklarının yüzölçümü 44 milyon kilometre kare idi.

Dünyanın bilinen topraklarının 3/3’ünün 2.80 nine; nüfusunun 2.90 hükmediyorlardı.
Atalarımızın bütün asırlar boyunca sarsılmayan azmi, bitmeyen sevdası, ülküsü ve inancı, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi; İlahî kelimetullahı yeryüzünde hakim kılmak; ebedî hükümranlık, ölümsüz devletin sahibi olduğuna inanmasıdır.
Yeryüzünün halifesi, büyük ve ölümsüz devlet sahibi, karaların Sultanı, Denizlerin Hakanı, Yedi iklim ve küre-i arzın ve diğer toprakların da sahibi olan Müslüman Türk… Bu rüya hep görülüp durur. Bununla yatılır bununla kalkılır, zihinler bununla dolup, gönüller bununla heyecanlanır. Müslüman Türk’ün heyecanı diri ve canlı kalır…
Allah’ın yeryüzündeki halifesi Müslüman Türk olarak kabul görmek; yeryüzünde Allah’ın
emrettiği ilâhî adaleti tesis etmek, bizim Allah inancımız ve Allah’a olan borcumuzdur..
Elliden fazla devletin varisi olduğumuz gibi; beş kıtada kurduğumuz ve büyük saadet ve şereflerle yönettiğimiz yerküresinde, sadece Osmanlı Hanlığı 23 milyon kilometre kare, Cengiz Hanlığı(Timuçin) 44 milyon kilometre kare olan, dört Atabeylik, otuz iki Beylik, on yedi Hanlık, elli üç Devlet, on altı İmparatorluğun ve on üç Cumhuriyet kuran ceddimizin de varisiyiz.


“Büyük Türk milleti!

On beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde, muaffakiyetler vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki bu sözlerimin hiç birinde milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.
Bugün aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, millî ülküye tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu, bütün medenî âlem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır. 10.Yıl Nutku M.K.Atatürk”
Bizde cepheye, her yaştaki kadın ve erkek dönmeye değil ölmeye gider. Bu sebeple yiğitlerin harman olduğu bu mukaddes toprağın bir metre karesinde, yirmi dört, yirmi beş kişi can verip kanlarını sebil etmiş, kefensiz şehit olarak yatmaktadır. Bunun içindir ki:

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır;”

Bunun içindir ki:
“Toprak, eğer uğrunda ölen varsa, vatandır.” Diyen şairin sözü gibi bu coğrafya bizlere vatan;
veya, ancak mezar olur.
Bizim inancımıza göre savaşlarda ölenler Şehit kalanlar Gazi olur. Hiç bir Türk görülmez ki cepheye gitmek için heyecan duymasın ve içinde orada şehit olmak arzusu taşımasın.

Milletimizin her bir ferdi kadın erkek topyekün bir ordudur. Şarapnelden yılmaz, gülleden korkmaz. Korkanlar karılarının yanlarına ihtiyarların yanlarına dönmek aşağılanmasının ezikliğinde yaşayamazlar. Hiçbir delikanlı analarının dizlerinin dibinde oturma onursuzluğuna katlanamaz. İhtiyarların yanına dönmek bedbahtlığında yaşamaz. Böyle gururu incinmiş olarak yaşamaktansa, şerefle ölmeyi yeğler.
Yiğitlerim!

Kahraman Tomris, Savle, Yirik Fatma, Kara Fatma, Nezahat Onbaşı, Adile Onbaşı, Halime Çavuş, Şerife Bacı, Nene Hatun, Hafız Selman, Makbule Hanım, Tayyar Rahmiye, Kılavuz Hatice, Emir Ayşe Çanakkale’nin Keskin Nişancı Genç kızları, Kastamonu, Kayseri Lisesinin son sınıflarını bırakarak Çanakkale`ye koşarak şehit olan korkusuz evlatlar... Vatan için uğraşa var mısınız?
Göğsümüz parça parça olmadıkça vatanın bir karış toprağına ayak bastırmayacağız. Göğsümüzün kafesi şarapnallerle kalbur gibi delik deşik olmadıkça düşman bir adım ileri geçemeyecek. 

Ölümlerden korkmayan Müslüman Türk!.
Sıcağa, soğuğa, kara, ayaza, hastalığa, açlığa, susuzluğa direnmeğe var mısınız?
Korkmamaya, yılmamaya, atılmaya vatan için ölmeye var mısınız?
Karaya, denize, havaya, göğe Allah’a and olsun ki dönmeyeceğiz. Var mısınız?
Öyleyse beni takip ediniz...
Büyük Türk Milletin Aslanları!

Şehit olup kefensiz yatmağa, bu vatan toprağını yastık yapmağa var mısınız? Geriye dönüp

bakmamaya, düşenlere ağlamamaya, vurulup Şehit olmaya, yaralanıp Gazi olmaya hazır
mısınız?
Öyleyse arkamdan gelin…
Bizler vatanı savunmaya gidiyoruz. Allah da bizi koruyup savunacaktır. Allah inananlar ve kendine güvenenlerle beraberdir. Nereye gideceğimizi biliyoruz. Unutmayın şehitlik, en yüksek rütbedir. Size vaad edilen Cennet’in kucağında ve Tuğba’nın gülleri arasında olacaksınız... “Onlara ölü demeyiniz; çünkü onlar diridirler” âyeti gereğince sizler diri

kalacaksınız.

Milletimizin cesur kahramanları!

Annemizin kucağına gideceğiz. Annemiz bizim en kutsal varlığımızdır. Vatanımız da öyle
değil mi?.. İşte Anne vatanın savunması için, ölmeye hazır mıyız?.. Sizler, bu anne vatanı
savunmasız bırakırsanız vatan yaşayamaz, vatan yaşayamazsa vatanda hiçbir insan yaşamaz.
Sizler, yürekleri korku nedir bilmeyen yiğitler!

Vatana and olsun, Allah’a ve Kur’an’a yemin olsun ki toprağımızın bir karışına düşman ayağı
bastırmayacağız. Vatan aşkı için ölmeye hazır mısınız? Arkamdan ayrılmamaya Vatan,
Bayrak, Kur’an ve Allah adına yemin eder misiniz?``
YEMİN OLSUN!..
YEMİN OLSUN!..
YEMİN OLSUN!..
KAYNAKLAR:
1) “Mhakemet’ül Lügateyn”, Şimdiki dile çeviren(İshak Rafet IŞITMAN), Ankara 1941

2) “Dede Korkut Kitabı”,Muharrem Ergin Devlet Yayınları,MEB İstanbul 1971
3) “Salur Kazan Destanı”, N. Yıldırım GENÇOSMANOĞLU,Ötüken Yayınları, İstanbul 1976

4) "Türk Dili”, Abdullah Çağrı ELGÜN, (Kayseri 2001, (Genişletilmiş İkinci Baskı) Laçin  Yayın Dağıtım);
5)“Mehmet Âkif”, Abdullah Çağrı ELGÜN, (İstanbul 1992, Kültür Basın Yayın Birliği);
6)"Türk Dili”, Abdullah Çağrı ELGÜN, (Kayseri 1999, Geçit Yayınları
7)Nutuk M.Kemal Atatürk cilt 1,11. Ankara


VATAN AŞKIM

Bu canım toprağa fedadır benim
Kanımla, toprağı kar; vatan aşkım
Bir huzur içinde, yüce gönlümü
Diyardan diyara, sür, vatan aşkım

Toprak et bedenim, savur dağlara
Karışsın toprağa, can; vatan aşkım
Küllerimden, sınır yapın dağlara
Serhadlerde gözcü, kal; vatan aşkım

Vatan toprağına serilsin beden
Toprakla belensin, ten; vatan aşkım
Tanklar arkasına gerilsin beden
Vatan sevdasına, doy; vatan aşkım

Zincir kelepçede sürünsün beden
Akan kanlarımla dol; vatan aşkım
Başım toprağında, çarmıkta beden
Taştan yastıklara, doy; vatan aşkım

Tüm vatan sathında duyulsun ünün 
Gönüllere bir aşk, sal; vatan aşkım
Bir efsane olsun yaşanan günün 
Geleceğe destan, kal; vatan aşkım

Kanım, damla damla akıp, uğrunda
Yüreklerde bir iz, kal; vatan aşkım
Bilesin ki Çağrı senin uğrunda
Ölmeyip sürünse, az; vatan aşkım

                               Abdullah Çağrı ELGÜN