8 Ağustos 2017 Salı

KUDÜS (İLK KIBLE), Araştırmacı, Yayıncı, Eğitimci, Şair ve Yazar. Abdullah Çağrı ELGÜN

KUDÜS; İSLÂMİYETTE İLK KIBLE
Abdullah Çağrı ELGÜN
Kudüs, dünyanın en önemli dinî güzergâhlardan biri ve üç büyük dinin kutsal mekanlarının bulunduğu bir ibadet beldesidir. Bugün Kudüs’te, Mescid-i Aksa’nın içinde bulunan Kubbet’üs Sahra Camii, âlemlere indirilen son din İslâm’ın Peygamberi Hazreti Muhammed’in gökyüzünün katlarından Miraç’a yükselmek için üzerine çıktığı “Sahra” adlı kayanın üzerine imar edilmiştir.
Bu Sahra adlı kaya, Müslümanların ve âlemlerin Peygamberi Hazreti Muhammed’in, üzerine (Sahra) çıkarak, Allah ile buluşmak ve diğer, değişik âlametlere şahitlik etmek için, göğe (Miraç) yükseldiği yerdir. Müslümanlar’ın ilk Kıblesi Mescid-i Aksa Camii, Sahra adlı kayanın üzerinde olup bütün Müslümanlarca kutsallığa sahiptir. Bu bölgeye, çevresi ile birlikte, Harem-i Şerif adı verilmektedir. Bu bölgenin dışı, yer yer otuz, kırk metre arasında değişen surlarla çevrili olup, içinde İlk Kıble(Mescid-i Aksa) ve Kubbet’üs Sahra, Ağlama Duvarı ve Tapınak Tepesi’nin de bulunduğu kutsal mekanlardır.
Burasının, Mescid-i Aksa’nın(Beyt’ül Maktis, Kutsal Ev) yapımı Peygamberlerimizden Hz. Davut ile başlayıp, oğlu Hz. Süleyman tarafından bitirilmiştir.

Âlemlerin Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa, Miraç gecesinde Mekke’den alınarak Medine’ye oradan da Mescid-i Aksa’ya Kudüs’teki ilk Kıble’ye getirilmiş ve burada namaz kıldıktan sonra, Burak atlı bir binek ile Miraç’a çıkarılmıştır. İsra süre’sinin başlangıç âyeti: “Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”  gereğince yolculuk yapmıştır.
Bu Mescidler Hz. Muhamed Mustafa’nın da bahsettiği ve ziyaret için gittiği Mescid-i Aksa, Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi(Medine Mescidi) Müslümanların en kutsal yerlerinden kabul edilmekte ve ilgi görmektedir. Harem’üş Şerif ise hem Müslümanlarca hem de Yahudilerce kutsal olarak bilinmektedir. Yahudiler için bölge Museviliğin en kutsal yeri ve Tevrat’ta adı geçen, geçmişteki iki mabedin de bulunduğu yer olarak ilgi görür.

Hz. İsa da Bey’ül Lahim’de doğmuştur. 1967’de burası İsrail tarafından işgal edilmiş olup, giriş ve çıkışlar o günden bugüne kadar İsrail Hükümetinin askerleri tarafından kontrol edilmektedir. Bölgenin güvenliği İsrail sorumluluğundadır.
KUDÜS’ÜN TARİHİ
Bu isim kutsal kitaplarda geçtiği kadar Mısır, Babil kaynakla­rında da “URUSALlMU” adı ile geçer. Peygamberlerimizden Hz. Davut’un 1.0.1000 yıllarında, burayı alarak başkent yaptığı; oğlu Süleyman Peygamber zamanında da (Takriben LÖ.970-930 yılları) ünlü Süleyman Mabedini(Tapınak) yaptığı bilinmektedir...
586 yılında Babil Kralı Buhtun-nasır (Nebuahadnezzar) sadece burayı almadı, Yahûdiler’i de esir etti. 538 yılında Pers Kralı Kirus (Cyrus)'un ülkelerine dönmesine müsaade etti. Süleyman Mabedi'nin bulunduğu ta­pınak bu sefer mütevazi ölçüde düzenlendi, inşaatlar tapınağı asla geçmedi… Hz. Süleyman’ın devleti, çağının en muhteşem devleti iken o zamanlarda çok yorgun ve bitkindi. Savaştan kurtulanlar, Tev­rat'ın bile mevcut nüshalarını saklamaktan aciz duruma düşmüşlerdi. Tapınak, Kral Herod devrinde muhteşem şekilde yeniden res­tore edildi. Buna ait rekonstrüksiyon denen eski tasavvur! ma­keti ilişikte sunulmaktadır.
Hz. İsâ, Beytüllahim'de doğdu. Daha sonra Yahudi isya­nı olduğu vakit 70 yılında Titus (imparator Vespasian'ın oğ­lu) kenti ve Tapınağı yakıp yıktı, ganimetleri Roma'ya aktar­dı.
132 yılında ikinci Yahudi isyanı oldu, Bu isyan üzerine Yahudiler, Kudüs'ten öyle uzaklaştırıldı ki, İmparator Hadrian kenti yeniden Pagan (Puta Tapanların Kenti) olarak yaparken 135 yılında, ken­tin adını da Aelia Capitolina diye değiştirdi.
Museviler, bu olaydan çok üzüntü duyup perişan oldular. Museviler, Müslüman Türkler1 den gördükleri adaletin ufak zerresini Hristiyanlık adıyla Avrupalılardan asla görmemişlerdi. Museviler Getto denen yer­lerde zorla ikamet ettirilmişlerdi.
Halife Ömer, Kudüs'ü teslim aldığında Kudüs harap ve perişandı.. Ömer’in adaletini duyanlar Kudüs’ün tesliminde büyük rol oynadılar. Hz. Ömer’in adaletine güvenmeleri onların Kudüs’ü hemen teslim etmelerine sebep oldu. Aksi halde Piskopos ve din adamları asla teslim etmez, muazzam şekilde direnirlerdi; ama onlar da bi­liyorlardı ki, Hristiyanlık son derece bozulmuş, yeni nizam bekleniyordu.O da Müslümanlık olabilirdi…
Müslümanlar her gittikleri yerlerde hemen Mescit ya­parlardı. Ünlü Kıyame (İngilizce adıyla Holy Spulchre) ye do­kunmamış, Kıble olan kutsal kayada (Sahra) namaz kılarak, hemen küçük bir ahşap Cami yapılmasına neden oldu. İstesin istemesin Holy Sepulchre'de asla namaz kılamazdı. Bu Hz. Peygamberin tutumunu çok iyi bilen adil Hali­fe Hz. Ömer’in, yanlış bir hareketi olmayacaktı. Eski kutsal KIBLE'nin değerini ortaya çıkaran mantıkî düzenlemenin ortaya koyucusu olarak Kudüs'ü yeniden düzene soktu. Ömer Camini yaptı. Üç din mensupları da hiçbir birine karışmadan ve büyük bir hoşgörü içinde ibadet yaptılatr.

Haçlılar'ın 1099 yılında, Türkler'in muazzam direnişle­rine ve bazı şaşkın Araplar'ın yardımları sayesinde KÛDÜS'e girdiler. Haçlıların Kudüs’e girişleri, kan gölü haline gelen olaylar zincirine sebep oldu. Başlarındaki Godfrey ve Bouillon, Kubbet'üs Sahra denen KIBLE noktasındaki muhteşem yapıyı, tamamen Kilise haline soktu. Tarikat merkezi yaptı. 1187 yı­lında Selâhaddin Eyyûbî hepsini kovarak Kudüs’e yeni bir hoşgörü getirdi…
1517-1917 yılları; Osmanlı Türkiye’si devri egemenliğinde geçti. Ondan önceki Harem el-Şerif denen alanda, Türk soyları (Eyyûbî-Memlükler)in küçük çaptaki ilaveleri, minareleri ile bu alan süslendi.
Kudüs, görünümüne en etken olaylar zinciri de adı KIBLE olan Kubbet'üs Sahra kısmı­dır. Burası son üç asır, asla bozulmayacak şekilde muhteşem restoratörlük sanatı ile MiMAR SiNAN ekolünün, ustalığının şaheseri olarak tanınır. Aynı ekol Kudüs'ü Kudüs yapan eşsiz surları ve sur kapıla­rıdır. Şurada burada Israiliyatçıların söylediği gibi surlar, Hz.Süleyman Peygamber devrinin değildir. Hemen tümüyle Kanunî Sultan Süleyman devri, Mimar Sinan ekolüne aittir.
Türkler'in Kudüs’ten çekilmeleri ile Kutsal Kudüs'ün durumu askıda kaldı. Batılı politikacıların elinde oyuncak edildi. Araplar alaya alındı. Onlar aldatılmak için, her yol mubah sayıldı. O zaman anlaşıldı ki; denge unsuru Türkler'in yerine geçecek hiç­bir güç yoktu ve boşluk doldurulamıyordu. Türkiye çok uzak­lara atılmış, Filistin, ırak bir bölge olmuştu.

SÜLEYMAN MABEDİ (İKİNCİ TAPINAK) MABET
Peygamber Hz. Süleyman'ın mabedi yerinde Kral HEROD; muhte­şem fakat daha mütevâzî ölçülerde bu tapınağı yaptırdı. Yukarıda bugün hemen hemen izi kalmayan tapınağın resmi görülmektedir. Hz. Ömer Kudüs'e geldiğinde tapınaktan eser yoktu.
Ortada: TEPLVMLS ALOMOlS: Süleyman Mabedi Kubbet'üs Sahra Haçlılar elinde iken yeni adı ile.  "EY SÜLEYMAN SENİ GEÇTİM." Justinianus'un Ayasofya'yı açarken söylediği söz.(537)

Nasıl Osmanlı Imparatorluğunun en muhteşem ve ka­nunla idare edilen devri Kanunî Sultan Süleyman zamanı ise; tek Tanrılı dinlerin en şaşaalı devri, büyük âlim, hukukçu Hz. Süleyman Peygamber'in çağıdır.
Tarihler KUDÜS bölgesinin nasıl olur da, bu kadar kutsal yer olarak kabul edildiğini anlamak zor değildir; çünkü burası sarp, sapa, suyu olmayan, renksiz, cılız bölge­dir. Tarih boyunca, çağının da üstünde tekniklerin kullanıldı­ğı kent olarak tanınır. Kral ve Peygamber olarak Hz. Davûd (tak­riben I.Ö. 1004-960) aynı zamanda Bâbil Devleti'nin bu böl­geyi almasına kadar olan 400 yıllık bir mutlu çağın kurucu­suydu. Kabileleri toplayıp Kudüs'ü başkent yaptı. Mısır ve Mezopotamya gibi büyük kültürlere sahip çevrenin tam orta­sında TEK TANRI'LI dinin şerefli temsilcisi olarak kendisini kabul ettirdi.
Hz. Davut Peygamber Hz. Süleyman Peygamber (takriben I.Ö.970-930) Davut (A.S.)ın oğludur. Fırat-Mısır arasındaki bütün bölgenin ha­kimi oldu. Merkezî bir hükümet kurarak, sulhun timsali sayı­lacak işler başardı. Aynı zamanda tarihin büyük hukukçula­rından biri olarak kabul edilecek büyük işler başardı. "Kitap yaz­manın sınırı olmaz" sözü bugün de geçerli olarak bilinen me­selelerinden birisiydi. Ticaret ve bilime de aynı derecede önem verdiği, inanılmaz derecede önsezili olduğu ve nihayet Pey­gamber olarak şaşırtıcı, çağımızın da üstünde ışınlama denen bilgilerle mücehhez olduğunu öğrenmekteyiz
TAPINAK,  Süleyman Peygamber tarafından yapılırken, bir de Cinler’in çalıştırıldığı söylenen bir Saray yaptırılmıştı. Saba Melikesi Belkıs’ın, saray­da şaşkın durumu ve sarayın bir bilim yeri olduğunu belirle­yen Kur'an'daki kıssanın tefsirini hâlâ yapacak duruma gelmiş değiliz. Gelecekte araştırmalar Süleyman Peygamber'in Allah vergisi birçok sırlarının izahını belirleyecektir.
Bu çağda ticaret yolları üzerinde Eliat (Geber)e liman yaptırması, madenleri işletmesi çağının üstünde gayretler olarak belirtilir… Tapınağın böyle bir ortamda ve Mısır mima­risinden esinlenerek yapıldığı anlaşılmaktadır.
Kutsal kitaplarda, Mısır ve Babil kaynaklarında adı Urusallimu olarak geçen yer Kudüs’tür.
691 yılında Türk soylu Emevi(Memlüklüler) Müslümanları tarafından inşa edilen Cami birkaç defa resterasyon geçirmiştir.
1099’da Türkler’in muazzam savunmasına rağmen Araplar’ın Godfrey ve Bouillen’e  yardım etmeleri ile burası Müslümanlar’ın elinden çıktmıştır.
1187’de Kudüs’ün, Selâhddin Eyyübi tarafından  fethedilmesiyle, tekrar Müslümanlar’ın eline geçti. Minberi uzun yıllar tuvalet olarak kullanılan günlerce gülsüyü ve Zemzem ile yıkatılarak temizlendi.
1517-1917 Osmanlı devrinde altın çağını yaşayan Kudüs’te bugün kan, gözyaşı ve sefalet ile Müslümanlar büyük sıkıntı yaşamaktadırlar
KUBBET’ÜS SAHRA(Süleyman Mabedi), İLK KIBLE (MESCÎD-Î AKSA) ve AYASOFYA bilindiği gibi kutsallık yönünden en önemli merkezlerden sayılmaktadır.
Mescid-i Aksa, Kubbet’üs Sahra(Süleyman Mâbedi)nin bulunduğu yerde­dir. Burası Tek Tanrı'lı dinlerin çevredeki en eski tapınağının yeridir. Türkiye/İstanbul’da bulunan Ayasofya ise Hıristiyanlığın ilk resmî Kilesesi’dir. Fatih Sultan Mehmet döneminde burasının fethedilmesi ile Hıristiyanlık âlemi zulüm ve işkenceden Kilise baskısından kurtulmuş ve Türkler’in hoşgörü ve müsamahası ile büyük bir özgürlüğe kavuşmuştur…
Kudüs’teki Mabetlerin her birinin önemi de Peygamber (SAV) Hazreti Muhammed Mustafa tarafından açıldıkları, tekrar tekrar belirtilmiştir.
Tek Tanrı'lı dinlerin hepsine millet olarak girmiş, İslâm dininde benliğini bulmuş, dünyanın yegâne ırkıyız. Al­lah'ın lütfüyle biz Türkler, Süleyman Mâbedi'nin bulunduğu yerin koruyuculuğunu yapmıştık.  Üstelik dünyanın her yerin­de hakaret gören Mûseviler'e dünyada yegâne mutluluk veren millet olarak, Iberik Yarımadasından kaçmalarına yardım edip, yok ol­malarına da mâni olarak adımızı, tarihe altın harflerle yazdıran yüce bir milletiz…

Süleyman Mâbedi'nin bulunduğu yeri olduğu gibi koruyan, buralardaki inşaatları don­duran ve inanılmaz derecede zengin vakıflar ve külliyelerle süsleyenlerin, yine Türk soyları olduğunu Orientalistler bile söylemekten çekinmemektedirler.
Ayasofya için de durumun, bundan farklı olduğu söylenemez. Ayasofya, yok ol­mak üzere iken, Türkler resterasyon çalışmaları ve yaptıkları zemin sağlamlaştırmaları ile  bu âbideyi, insanlığa, sonsuza kadar ar­mağan etmiş olduğunu Albert Gabriel  kadar güzel açıklayan olmamıştır.
Ya KÂBE için ne demeliydik? Yine Türk Mimarlarının dahisi Mimar, Mühendisi Sinan sayesinde, Kâbe klâsik güzelliğini bulmuş, alçak revaklar arkasında yükselen ihtişamlı görünümü ile, piramidal bir muhteşemliğe erişerek eşsiz bir güzellik kazanmıştı.
KUDÜS BÜTÜN İNSANLIĞIN ORTAK MİRASIDIR

Üç büyük dinin en kutsal noktalarından biridir. Zîra dinimiz bu dinlerin asıl güzelliğinin de mirasçısıdır. Osmanlı Türkiyesi’nin tarih sanesinden çekilmesinden sonra, bu üç büyük nirengi noktasının adım adım asliyetini kaybet­mesi, yok edilip tahrip edilme durumlarıyla, tanınmaz hâle sokulmalarını esefle görmekteyiz; halbuki Kudüs bütün insanlığın ortak malıdır.
Kudüs Müslümanların namusudur. Kudüs’ün çiğnenmesi Müslümanların Harem i Namusunun çiğnenmesidir. Harem’i Şerif yanında binalar yükseltilerek bu kutsal Mabedin çukurlara düşürülmesi Müslümanları ve üç büyük din sahiplerini de alçaltacaktır. Hiçbir gerçek din sahibi, böyle bir zulmü kabul etmez. Biz inananlar Bakara Suresi Ayet 63 gereği: “… Biz Allah’a ve bize indirilen Kuran’a, İbrahim ve İsmail ve İshak ve Yakup ve torunlarına indirilenlere, Musa’ya, İsa’ya verilenlere ve bütün Peygamberlere Rableri tarafından verilen kitaplara iman ettik. Onların hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz, ancak Allah’a boyun eğen Müslimleriz.”  Anlayışı ile bütün peygamberleri sever ve aynı ölçüde saygı duyarız. Böyle büyük dinin ve tefekkürün sahipleri de şüphesiz bu din gibi sağlam, sağlıklı ve büyük millettir.
Kudüs üç büyük din için de önem arz etmektedir. Gerekirse bunun için İsrail’e ders vermekten Türk milleti hayatı boyunca tereddüt etmemiştir, bugün de etmeyecektir.  Üç büyük dinin de kutsal mabedi olan Kubbet’üs Sahra, Kutsal Kudüs İlk Kıble, Mescidi Aksa, Harem i Şerif hak ettiği seviyeye getirilmedikçe, Müslümanlar için mutluluk ve huzurdan bahsetmek mümkün olmayacaktır.
Müslümanları Mescid i Aksa’dan ayırmak ve Burada bir Süleyman Mabedi inşa etmek isteyen İsrail’e son bir defa daha hatırlatmak isteriz. Türk milletinin meşhur bir ata sözü vardır: “Dövülecek köpek Cami duvarına işermiş”. Müslümanlar’a 14 Temmuz 20017’tarinden bu yana ilk kez ezan okutmayan, ilk kez Cuma Namazı kıldırmayan bir güne getiren İsrail, bu durumdan utanmalı ve hicap duymalıdır.
Fransız Yazar Geza Gadron’un deyişi ile: “Türkler Tanrı’nın kırbacıdır. Tanrı kendi yolundan çıkanları cezalandırmak için Türkler’i gönderir.”
KAYNAKLAR:
1)http://www.dinihaberler.com/diyanet-haber/yeryuzunde-ikinci-mescid-ilk-kible-mescid-i-aksa-h121644.html
2)http://www.aljazeera.com.tr/haber/kubbet-us-sahra-yenilendi
3)https://www.360tr.com/mescid-i-aksa-girisi-sanal-tur_79d38138a1_tr.html
4)https://eksisozluk.com/kubbetus-sahra--776445
5)https://tr.wikipedia.org/wiki/Kubbet-%C3%BCs-Sahra
6) https://tr.wikipedia.org/wiki/Mescid-i_Aksa
7)http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-40727659

11 Haziran 2017 Pazar

KATAR KATAR GELİR, KATAR YARDIMI, Abdullah Çağrı ELGÜN

KATAR KATAR GELİR, KATAR YARDIMI
Abdullah Çağrı ELGÜN
Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn Libya, Birleşik Arap Emirlikleri, Maldivler, ondan fazla ülkenin ilişkilerini kestiği KATAR’a yaptırımlar başladı
Osmanlı Türkiyesi’nin Katar’ı, 1915 yılında İngilizler’in işgaline uğradı. Katarlılar, Osmanlı Türkiyesi içerisinde 1916 yılına kadar kalabildiler.
İngilizler’in Birleşik Arap Emirliklerinin Konfederasyonun içinde yer almasını teklifine karşı çıktı. Bunun üzerine 1918’de Katar, tek başına bağımsızlığını ilan etti.  Modern KATAR’ın kurucusu, Kasım El Sani önderliğinde, 1971’de bağımsızlığın da verdiği bir güçle Katar’da, doğalgaz ve petrol rezervleri (1940) keşfedilip işlenerek zengin bir devlet haline geldi.
Erciyes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Seyfullah KORKMAZ bana gönderdiği bir yazıda diyor ki: “Niye mi Katar Katar diye inliyorum? Oralar bizimdi. İnsanları kardeşimizdi. Bir ayak oyunlarına kurban gittiler. Ben Refik KORALTAN’ın Hatıraları’nda okudum. Atatürk diyor ki: “Biz güçlenip etrafımıza bakar hale geldiğimizde, bizden İngiliz oyunları ile koparılıp ayrılan Arap kardeşlerimizle, üçüncü kol ile ilgilenip onları uyandıracağız. Onları tam bağımsızlıklarına kavuşturunca kurulacak olan İslâm Birliğini hayal ettikçe heyecanlanıyorum.” Atatürk’ün bu sözleri nerede mi? Devletin Kırmızı Kitabının olduğu yerde…”Seyfullah Kardeşim böyle yazmış ve dahası var… Onu başka zaman anlatacağım.
Katar her fırsatta Türkiye’ye olduğu gibi Müslüman Kardeşler ve HAMAS’a da sahip çıktı. Bugün, Ortadoğu’da ABD çıkarlarına karşı çıkan KATAR’a, ABD, TERÖRE DESTEK verdiği iddiasını ortaya atarak, her türdeki yaptırımlar ile ablukaya aldı. Amerika’nın yeni başkanı Donald Trumpun Suudi Arabistan’ı ziyaret etmesinin ardından, Katar’ın bitirilmesi için düğmeye basıldı.
Katar, Osmanlı Türkiyesi’nin sadık bir teb’ası ve Müslüman kardeşimiz olduğu gibi, İmparatorluğun yıkılmasından sonra da Türkiye ile çok iyi ilişkiler içerisinde oldu.  Rusya krizinde Katar: “Türkiye’ye en ucuz gazı ben veririm.” diyerek büyük bir cesaret ve kardeşlik örneği gösterdi.
KATAR, küçük bir devlet olmasına rağmen dünyanın en zengin en refah ve gelir düzeyi en yüksek olan devletlerdendir. Erkeklerin nüfus oranı kadınlardan çok fazladır. Bunun sebebi oraya işçi olarak gelenlerin tamamının erkek olmasından kaynaklanmaktadır. Katar, Türkiye’ye yaptığı büyük yatırımlarla hem ülkemiz ekonomisini hem de Türkiye’ye destek verdi.  Türkiye’nin her zor ve en zor zamanlarında yanında yer alan, en cesur Müslüman kardeşimiz olmuştur.
Suutlar, Katar’ı nüfuslarına bir türlü katamadılar ve bunu da hiç bir zaman hazmedemediler. ABD başkanı Donald Trump’un Suudi ziyareti sonrasında, Suutlar, Katar’a yaptırımları uygulamaya koydu. Katar, Mısır’a Suriye’e ve Suidi Arabistan’a rağmen Türkiye’nin her zor zamanlarında yanında yer almayı tercih etti. Katar’dan sonra yaptırımların Türkiye’ye geleceği konusundaki uzman görüşleri yer almaktadır. Bugün Katar, Türkiye’ye verdiği desteğin bedelini ödemektedir.
Böyle olunca bizim teklifimiz: “KATAR’I “BİRLEŞİK TÜRKİYE” NİN SANCAK BEYLİĞİ YAPALIM.” Bu da olmazsa kabul ederlerse fahri de olsa 82 vilayetimiz olarak teklifte bulunalım…

IRAK ve BARZANİ
Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, PKK-PYD’yi tercih ederek, Türkiye ile yakınlaştığı için ABD’nin tepkisini çekmektedir. Bu sebeple Barzani’yi köşeye sıkıştırmayı düşünen ABD’ye karşı Barzani, masada Rusya kartını gösterdi.
Barzani, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi sınırları içindeki petrol sahalarının arama, işletme ve pazarlaması konusunda, Rus petrol şirketi Rosneft, doğalgaz sahaları için de Gazprom ile 50 yıllığına bir anlaşma yaptı. Barzani, Ruslarla yapılan eşit ortaklığa “Evet!” dedi. (ww.yeniakit.com.tr/haber/dunyanin-en-zengin-ulkesi-katar-hakkinda-sasirtan-11-bilgi-343086.html)
İKTİDARLAR ve DİN
Hangi iktidar din sömürüsüne dayanmış yıkılmıştır.
1949’da CHP iktidarı Din derslerinin mecburi olmasını kabul etti. Bol bol İmam Hatip Lisesi yaptırdı. Gerçekte dini çok mu seviyordu?  Halkı din üzerinden istismara kalkıştı. Ne oldu? Yıkılıp gitti.
Saidi Nursi Menderes’e: “Ayasofya’yı aç darbeden kurtul!” diyordu. İnönü bağırıyor, “Menderes demokrat olan Said Nursi’ye, seçim propagandası için bir araba kiralamış. Onunla Said Nursi’yi gezdiriyor diye bağırıyordu. (http://www.risalehaber.com/said-nursiden-basbakana-ayasofyayi-ac-darbeden-kurtul-235612h.htm) Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerinden Said Özdemir: “Said Nursi'nin darbeyi önlemek için Menderes'e, iki tavsiyede bulunduğunu söyledi.”:  "Ey Menderes senin başına bir felaket geliyor. Bu felaketi iki büyük sadaka ile def edebilirsin. Birisi: Risale-i Nur, imanları kurtardığı için büyük bir sadaka olarak kabul edilir. Onları bolca neşret. İkincisi: Ayasofya'yı yeniden ibadete aç. Bu iki şeyi yap, bunlar seni beladan kurtaracak." 
1957’de DP Menderes: Said Nursi’nin Cübbesini Bayrak Yaptı. Gerçekten İslâm dinine hizmet mi, dini iktidar hırsına alet ve istismar mı ? Ne oldu? Yıkılıp gitti.
1960’ların ortalarında Süleyman DEMİREL: Nurcuların, Tarikatların, Süleymancılarla yakınlaştı, onların sakallarını okşadı. Ne oldu? Yıkılıp gitti.
1983’lerde iktidara gelen Turgut ÖZAL: Bütün bir milleti Hac’ca götürmek için Haç Seferleri düzenlemeye ve Adıyaman başta olmak üzere Yeni Kapı ve diğer bütün Cemaatleri Köşke davet ederek, iftar verip arka kapıdan uğurluyordu… Gerçekten İslâm dinine mi hizmet ediyordu?.. Yoksa dinî liderlerden istifa, dini istismar ile iktidar koltuğunda daha fazla mı kalmak mı istiyordu?..   ANAP önce yüzde yirmilere doğru geriledi,  daha sonra da yıkılıp gitti.
Kim ki bu yüce dini, gerçek hizmetin dışında, kendi emel ve arzuları doğrultusunda kullandı ise asla iflah olmamıştır… Elinde Kur’an siyaset meydanlarında nutuk atan bugünkü siyasilerin  sonu da bunlardan farksız belki de daha hazin alacaktır. Allah’ın Âlemlere, alem salkımlarına; Kâinatlara, kâinat salkımlarına; Evrenlere, Kübik, Pirizmal, Santrifüj Evrenlere ve Bütüne, Nizam, Sistem, Düzen ve Lâ Mekana indirdiği kaide ve kuralları kim çiğner ve bunu kendi çıkarlarına âlet eder ve ona dinî bir kılıf uydurursa ALLAH’ın GAZABINDAN KURTULAMAMIŞTIR… Bunlar, Kuran’daki âyet ve delillerle sabittir.   
1983 rakamlarına göre Diyanet İşlerinde Başkanlığında 46.bin personel yer alıyor. Bunun 23 bini ilkokul mezunu. Peki o zaman Bu kadar fakülte enstitü ve İmam Hatip Liseleri ne için kurulmuştur?.. Niçin o kadar  yıl boyunca eğitilmiş olduğu dalda hizmet vermez? İmam ve Hatip olmazlar?..  Bu Fakülte ve Enstitüler ne işe yarıyorlar?  Bakın ne işe yaradıklarına: Bunlar Hukuk Fakültelerine gidip savcı ve hakim oluyorlar. Bunlar Siyasal Bilgiler Fakültelerine gidip Kaymakam oluyorlar.
Yapılan bir araştırma Kaymakam yetiştiren Bölümlerin öğrencilerinin yüzde 41’nin İlahiyat kökenli olduğunu ortaya koyuyor. Bu nasıl oluyor?.. Hukuk Fakültesi Mezunu olup da daha önce İmam Hatip mezunu olanlara BURS veriyorlar. Burs verilen öğrenciler de sınavsız savcı ve yargıç oluyorlar.
2000 yılına geldiğimizde:

Vali İlahiyat Fakültesi Mezunu
Emniyet Müdürü İslam Enstitüsü mezunu
Kaymakam İmam Hatip Lisesi Mezunu olduğunu görüyoruz.
Olmasın mı? Olsun! Dini bütün, samimi dindarlardan kim korkacak?. Allah’ı bilen adaleti Kura’na göre uygulayandan kim korkar? Öyle olmadığını bugün Pazar, 11 Haziran 2017 tarihine gelinceye kadar devlet ve millet olarak geçirdiğimiz bunca musibetten sonra anlayabildik…  
Madem İlahiyat Fakültesi, İslam Enstitüsü ve İmam Hatip Lisesi Mezunları Vali, Kaymakam ve Emniyet Müdürü oluyorlar, o zaman: tıp fakültesi mezunları gazetecilik, edebiyat fakültesi mezunları da kendi işlerini yapmayı bırakıp doktor olarak atansınlar. Et ve süt ürünleri bölümlerinden mezun olan Ziraat Mühendisleri de genel cerrah, kulak, burun, boğaz, göz, doktoru olabilirler. Berberler ve terziler öğretmen, Sanayideki zanaatkârlar da öğretim görevlisi olarak iş bulabilirler… Madem bu okullar bu işi yapamıyorlar ve bu işe yaramıyorlar, biz bu enstitü ve fakülteleri kapatalım veya adlarını değiştirelim daha iyi olmaz mı?.. İmamlar da ilkokul mezunu olarak kalmaktan ve kulaktan dolma bilgilerle kalmaktan kurtulur, yüksek bir eğitim görmüş olarak millete daha iyi hizmet vermeye devam ederler.
Niçin cahil kaldığımız gelişmemiş devletler kategorisinde olduğumuz anlaşılmıyor mu?  
Ey ilgili ve bilgililer!.. Her meslek sahibi, kendi işini yapmalı. Ne için eğitilmiş ise o dalda, o branşta faaliyet göstermeli. Böylece, insanını, milletini, vatanını en çok seven; işini en iyi yapan ve en başarılı insan olacaktır. Halk bilgi yüklü, aydınlanmış olduğu için de ülkede  böyle kargaşalar olmayacaktır. 
ATATÜRK ve DİN
“Türk milleti bütün sadeliği ile dindar olmalıdır.”  Diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün Annesi, Zübeyde Hanımdır. Zübeyde Hanım asıl adı Molla Zübeyde’dir. Balkanlarda Ünlü Bektaşi Şeyhi Rıfat Efendi’nin Mürididir. 
On iki (12) İmam’dan biri olan Ali Rıza’nın adını, babası oğluna İmam ı Rıza’ya ithafen veriyor. Böylece Mustafa Kemal’in babasının adı İmam ı Rızaya ithafen Ali Rıza oluyor. İşte Atatürk’ün babası, bu zat ı muhterem Ali Rıza Efendi’dir.
Mustafa Kemal, yedi yaşında Kuran’ı hatmediyor. Sekiz yaşında, Hafız ı Kelam oluyor. Mustafa Kemal, zamanın en güçlü Hafızı, Yaşar Efendi’nin dizinin dibinde Kuran’ı öğrenerek Hafız ı Kelam olma payesini kazanıyor.  
Balıkesir Nasrullah Cami’inde 60 sayfalık Hutbe icra ediyor. İstiklâl Mücadelesinin kararını Hacı Bektaşî Dergahı’nda Cemalettin Çelebi Efendi’nin yanında alıyor. İstiklâl Mücadelesine katılmaya ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına bu Bektaşî Dergahı’nda karar veriyor.
ATATÜRK’e dinsizlik yakıştırmasını yapanların çoğunun, İslâm dini ile alâkaları, haberleri dahi yoktur.
Atatürk’e dinsiz diyen, Ona iftira atan Osmanlıyı yıkanlardan biri olarak gören bu ahlâk yoksunlarına bakınız… “H.Nihal ATSIZ’ın şu şiiri bu durumu çok güzel izah ediyor : Bir kemiğin ardın saatlerce yol giden; itler bile gülecek…” Vatanın her karış toprağını yabancılara peşkeş çekmiş, kiralamış veya satmış, aldıkları ihalelerle Haliç’te Boğazda yalı ve villa almış; “kamu arazilerini, dağ ve taşlardaki maden tapularını üzerlerine geçirmiş, TC’yi silmiş, Türklüğü inkar etmiş, dolarları evlerine ve villalarına balya balya yığmış” olan yandaş yalakalar vatansever; Atatürk ise hain öyle mi?.. Pazar, 11 Haziran 2017
KAYNAKLAR:
1. http://www.cografya.gen.tr/siyasi/devletler/katar.htm
2. http://www.aljazeera.com.tr/ulke-profili/ulke-profili-katar
3.ww.yeniakit.com.tr/haber/dunyanin-en-zengin-ulkesi-katar-hakkinda-sasirtan-11-bilgi-343086.html
4.https://onedio.com/haber/gundemin-merkezindeki-katar-hakkinda-bilgi-sahibi-olmak-icin-ogrenmeniz-gereken-14-sey-773421
5.http://www.yeniakit.com.tr/haber/dunyanin-en-zengin-ulkesi-katar-hakkinda-sasirtan-11-bilgi-343086.html
6.Haydar BAŞ’ın masabaşı konuşmaları, Ankara, 2017
7.http://www.risalehaber.com/said-nursiden-basbakana-ayasofyayi-ac-darbeden-kurtul-235612h.htm
8.http://www.sorularlasaidnursi.com/dp-iktidari-said-nursi-ve-yirmiyedi-mayis-ihtilali/
9.http://www.yeniakit.com.tr/kimdir/Turgut_%C3%96zal
10.Dr. Devlet BAHÇELİ grup konuşmaları yazılı tebliği, 2016

9 Mayıs 2017 Salı

ADALET HERKES İÇİN, Abdullah Çağrı ELGÜN

ADALET HERKES İÇİN
Abdullah Çağrı ELGÜN

Referandum bitti. Anayasa ve Başkanlık Sistemi memlekete hayırlı uğurlu olsun. Kazanan da kaybeden de bu ülkenin mensupları ve bu ülkenin insanları. Bu sebeple kazanan ülkemiz Türkiye olacaktır. Türkiye diyorum; ama ülkemizin adı konusundaki tartışmalar devam edecek mi? Ülkemizin üniter devlet yapısı, Türkiye adı kalkacak mı? Bayrağı, İstiklâl Marşı, Türk, Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti, kavramları rafa mı kaldırılacak?.. Bu kavramlarıyla ilgi endişe, kaygı ve tereddütlerimiz devam edecek mi?..
Milleti bir bütün olarak kucaklayıp kardeşliğimiz perçinlenecek mi, adalet, hak, hukuk, herkes için aynı mı olacak; yoksa ilgililerin sesinden sadece ve devamlı “Ak Parti Kadroları! Ak Parti Kadroları!” nakaratlarından başka ses işitmeyecek miyiz? Milletin diğer unsurları, görmemezlikten gelinip yok mu sayılacak? İktidar sahiplerinin bu endişelerimizi giderecek yeni sözler üretmesi, yeni projeler ortaya koyması ve tez elden ülke içinde huzurun tesissisinin sağlanması bir zarurettir.
İktidar dışarıda, ülkeye düşman unsurlarla, hiç taviz verilmeden yapılacak mücadelede halkı arkamıza almak da ayrı bir güç ve güven kapısı olacaktır. Komşularla gerilen hatlar düzeltilmeli, gereksiz tartışma ve polemiklerden kurtulunmalıdır.
Ömür dediğimiz şey, çok kısadır. Bizim çocuklarımız, sonra torunlarımız, sonra onların çocukları ve sonra da onların torunları gelecekler. Bizler, ölmeden önce idealimiz yapmak ve yaşatmak, ülke içinde kalıcı, doğru ve silinmez izler bırakacaksak, öncelikle adaleti, herkes için tesis etmeliyiz. Vatandaşın beklenti ve sorunlarını çok acil olarak yeniden yeniden gözden geçirilmelidir. Çocuklarımızın, torunlarımızın güven ve huzurlu, yarınları,  sokaklarda huzur içinde dolaşabilmeleri içinde bulunduğumuz zamanda yapacağımız icraatlara ve gerçekleştireceğimiz “herkes için adalet”e bağlıdır..
Suçlu, suçsuz hapislerde yatan binlercesi yetmezmiş gibi yeniden yeniden tutuklamalar, yeni cezaevlerinin açılması, kişi ve toplulukların sadece muhalefet etmiş olması, haklarında şikayet olması, veya olay yerinde, yanında yöresinde tesadüfen bulunması sebebiyle tutuklanmaları, ceza evinde tutukluluk halinin devam etmesi adalet olmayacaktır…   
Bence referandum sonrası beklenen ve olması gereken şudur: Toplumun bütününü kapsayacak genel bir af yasası ile ülke insanlarının acıları hafifletilmeli, yüreklerine su serpilmelidir… Gerçek suçluların suçlarının hafifletilmesi, suçsuzların derhal çıkarılması, hapishanelerin boşaltılarak okullara fabrikalara ve üretim sahalarına dönüştürülmesi yerinde olacaktır. Uzun süre hapiste yatanların cezalarında indirime gidilmesi, suçsuzların ya görevlerine iadesi veya bunlar, görevlerine iade edilmeyecekler iseler bile, tutuklama öncesi çalıştıkları kurumlarında gelebilecekleri makam ve mevkileri kendilerine iade edilip alabilecekleri en son maaşlarından emekli edilerek, mağduriyetleri giderilmelidir. Böylece hayatlarını devam ettirebilmelerinin sağlanması adil, yerinde ve hakkaniyete uygun bir karar olacaktır. 
GERÇEKLER ACIDIR, HAZMI ZOR OLUR
CNN’de Ahmet HAKAN’ın hazırlayıp sunduğu “Tarafsız Bölge” programında konuşan Mahmut AKPINAR, Ahmet HAKAN, Mehmet METİNER; Başbakan, Bülent ARINÇ’a: “Dershaneler üzerimden beni, hükümetimi tehdit ettiler. Elimizde kasetler var dediler. Piyasaya süreriz dediler. Hükümetini yıkarız dediler.  Ben de onların restini gördüm; ve onlara şöyle dedim: sonunda bu alçaklığı da yapacak mıydınız? Dedim onlara…”
Dershane işini kaşırsan elimizde kasetler var. Hükümetinizi düşürürüz. Demiş olduklarına, Sayın ARINÇ: “Bizzat tanıklığımdır!.” diyor. Bunlar her kim ise kamuoyuna açıklanmalı, derhal yakalanmalı ve kanun önünde hesap vermelidirler.
 “22 Mar 2017 tarihinde, “FETÖ soruşturmalarında adı geçen ve üniversiteden ihraç edilen Merkez Partisi Genel Başkanı, Prof. Dr. Abdurrahim Karslı, KRT'de Çağlar CİLARA'nın programında, "Ben FETÖ'cü değilim, herkese ilan ediyorum. Ben 28 Şubat dönemini özlüyorum. İslâm’ı öyle bir yorumladılar ki şuanda herkes İslam'dan nefret ediyor" şeklinde ifadeler kullandı.
Bugün sokak ortasında, parklarda bahçelerde başı örtülü kızların gençlerle el ele kol kola, diz dize, yanak yanağa dudak dudağa… olduğunu görmemek için âmâ olmaya gerek yoktur. Henüz abdesimle duruyorum diyenlerin ağzından çıkan yalan yanlış lakırtılara bakınca, gerçekten inananlar gördükleri karşısında kızarıp bozarıyor, kan ter içinde kaldıklarına şahit oluyoruz. Bir kısım İslâmcılar tarafından islâm’ın içi boşaltılmıştır. Ne dersek diyelim ne kadar inkara kalkışırsak kalkışalım gerçekler acıdır; ve  hazmı da zor olmaktadır.
TOPLUMDA İNAÇ SAPTIRMASI
Toplumda bir algı yanıltması, kafa karışıklığı, ve zihin bulanıklığı hat safhaya ulaşmıştır. Yanlışı görüyor, bizzat şahit oluyor; fakat sürekli aldanmaya, aldatılmaya, ses çıkarmıyor. Hatta bu ikilik, ona hoş bile geliyor, denebilir. Görsel basının etkisi ile göze, kulağa ve zihne hitabeden bu iletişim araçları karşısında insanların algıları şaşmış, aklı karışmış, zihni bulanmıştır. Toplumu: “Zaman sana uymuyorsa, sen zamana uy!” felsefesine takılmış: “Takıl bana hayatını yaşa!..” diyenlere uymuş, zamana ayak uyarak, doğru ve yanlış karşısında akıl, mantık ve vicdanına kilit vurarak gözlerini kapatmıştır..
YANLIŞTA ISRAR
“Ben gidersem dünya batar.” Diyenlerin bugün hepsi kabirdedirler; fakat dünyanın hâlâ batmadığını göre göre, muhatapların gözlerine baba baka yanlışın olanın gitmesine izin vermiyor. Yanlışta ısrarda devam ediyor… Anadolu’da güzel bir söz vardır. “Yer yarılır adam çıkar.”  Her şey biter, her fani ölür, her şey yok olup gider fakat hamiyetsiz ve hürriyetsiz yaşanmaz. Mevlânâ’nın dediği gibi: “İnandığın gibi yaşayamıyorsan; yaşadığın gibi inanmağa başlarsın.” Bugün toplum olarak rotadan sapmış olarak, gerçeği görüyor; fakat yaşadığımız gibi inanmak için bahaneler ve yollar üretiyoruz.
BUNDAN SONRA NELER YAPMAK GEREKİYOR? 
Kendi kendimizle, insanımızla, toplumumuzla, cemaatimizle, top yekün millet olarak yan yana, huzur ve barış içinde yaşamak istiyoruz.
İKTİDARA DÜŞEN GÖREV
Bu memleketin sıkıntılarına ACİL çözümler bulmaları gerekmektedir. 15 yıldır tek başına hükümet olarak, her istediğini yapabilen ve yaptırabilen bu iktidar sahipleri, halkın huzur, sükûn ve müreffeh hayata erişme yolundaki azim ve kararlılığını gerçeğe dönüştürebilmelidir. 
Ülkemiz: Komşularıyla barışarak, yeniden huzur ve barışı yakalaması: “Yurtta barış dünyada barış” ilesini yerine oturtarak kendisini yenilemesi gerekmektedir.
Bu konuda muhalefete de büyük görevler düşmektedir. 2019’a çıkarılacak rakip  Başkan adayını belirlemesi gerekmektedir. Şimdiden çıkaracağı kadroyu, yapacağı projeleri, mümkünse, halkın hemen hepsinin mutabakat ettiği anayasayı bugünden hazırlayıp ortaya koymalı, maddelerini halka sunabilmelidir.
Adil yargılama,
Hapishanelerin boşaltılması.
İçeride ve dışarıda olanların sıkıntılarını giderecek, iş aş, ekmek kapısı ve onların psikolojik problemlerine de çareler aramalıdır.
İçeride barış, dışarıdaki barış, yurtta barış, dünyada barışı tesis etmek iktidarda olanların sorumluğu ve görevlerindendir.
FETO:
Türkiye’ye getirilip onun muhatapları ile yüz yüze, karşılıklı olarak yargılanmalıdır.
Tarafsız, bağımsız ve vicdanlı hakimlerin karşısında herkes hesap vermekten hiçbir şekilde çekinmemelidir. Aksi durumda şaibeler, şüpheler, akılları kurcalayan sorular her daim zihinleri bulandıracak, yarın sırf bu yargısızlık yüzden çocuklarımız, hatta torunlarımız zan altında kalacak; ve millet, içi huzur bulamayacak, belki de sokaklar bizim için tehlikeler ile dolu olacak ve rahat yüzü göremeyeceğiz endişesi taşımaktayım…
Bugün ekonomi, tüketim ekonomisi, terör en yüksek noktada, sanayi gittikçe küçülmektedir.  Bu konularda da acil çözümler ve projeler gerekmektedir.
Masum insanların hak, hukuku zail oldukça, Türkiye’nin sırtı yerden kalkmaz.
MİT Balyok programını, 15 Temmuzdan çok önce satın almıştı. Neden tedbir alınmadı?
FETO dahil muhataplarının hepsinin yargılanması burada sorulara cevap vermesi, herkes için yararlıdır. Ne olursa olsun, en iyisidir. Yarınlardaki bir günde, olanların hesabını millet birbirinden, çocuklarımızdan, torunlarımızdan soracaktır!.. Ne pahasına olursa olsun, her şüpheli, sorumlular için yargılanmak gelecektekilerin hayatlarının garantisi, güvenceleri ve huzur içinde ülkede dolaşabilmeleri için bir garanti, ve teminat belgesidir.
KAYNAKLAR:
1. CNN’de Ahmet HAKAN’ın hazırlayıp sunduğu “Tarafsız Bölge” programı
2. Prof. Dr. Abdurrahim KARSLI, Merkez Partisi Genel Başkanı: “22 Mar 2017 tarihinde konuşmaları: KRT Kültür TV. Saat: 21.20 Programı
3. http://www.sabah.com.tr/yazarlar/kahraman/2017/04/21/referandum-sonrasi-2
4. http://www.yeniasir.com.tr/yazarlar/cahit_sonmez/2017/04/18/referandum-sonrasi-piyasalar

5. http://www.sabah.com.tr/yazarlar/kahraman/2017/04/21/referandum-sonrasi-2