17 Kasım 2016 Perşembe

"VATAN AŞKI'M" Eğitimci, Araştırmacı - Yazar, Abdullah Çağrı ELGÜN

VATAN AŞKIM
Abdullah Çağrı ELGÜN
Değerli Vatan Evlatları!
Bir gün gelir, vatan toprağı tehlike içerisinde kalırsa, onu korumak uğrunda canım feda olsun. Vatan Aşkım beni kendime getirecektir.
Ogün, rengini kanımdan alan Albayrağın altında toplanacağız. Tanrım beni Türk yarattığı ve içimize Müslümanlık denen Hak dinini attığı ve ruhumuzu İbrahim’in, İsmail’in, ishak’ın, Zekeriya, Yahya, Davut, Harun, Musa, Yusuf, Yakup, İsa(Mesih) ve Muhammed’in dininden bir nur, kendi nefsinden bir Ruh kattığı için Allah’a şükürler olsun.
Muhammed, Huneyn’de, Uhut’ta, Hendek’te ne yaptı ise vatanımın bütün fertleri, aynı aşkla Malazgirt, Mohaç, Çaldıran, Kosova, Niğbolu, Kocatepe, Tınaztepe, Dumlupınar, Sakarya ve Çanakkale’de aynı iman aynı ruh ve aynı vatan aşkı ile savaştı.

Bir gün, vatanın bana ihtiyacı olursa, bu can vatanıma feda olsun. Hiç çekinmeden ve asla korku duymadan, tereddüt göstermeden, vatan, millet, bayrak, Kur’an, ve Tanrı önünde and içerim ki vücudumun bütün azaları ve bütün vücudum vatana kurbandır.
Türk milleti; ordu millet, bu bayrağın altında toplanın. Ne mutlu ki mensubu olmaktan şeref ve gurur duyduğumuz bir edebiyatımız, tarihimiz, coğrafyamız ve övünülecek bir geçmişimizle, yiğitlerin harman olduğu bir memleketteyiz. Ne mutlu ki serdengeçti kahramanlarımız ve bunların altın başaklar gibi boy verdiği bir ülke toprağımız var. İftihar ederiz...
Yurttaşlarım!
Bu asil ve necip milletin bir geleneğidir ki evlenecek kızlar, kocalarına; askere giden delikanlılar, vatana; kesilecek koçlar Allah’a kurban olsun diye, kınalanır, süslenirler. İşte bu kınalanıp, süslenen yavrular, hiçbir tereddüt ve korku duymadan canını feda etmeye ahdederler. Ben de aynı toprağın hamuru, aynı nehrin suyu, aynı yağmur ve karın taneleri ve aynı geleneğin sahibi bu ülkenin evladıyım. Bu ülkenin ebedî geleceği için kurban olmaya hazırım. Ne mutlu bu ülkü ile yaşayan vatan sevdalılarına.

Atam Bumin ve İstemi Kağanlar, milleti ve devleti akılları ve bilgeliklerinden süzülüp gelen hikmetle yönetmişler. Bilge Kağan ve Kültiğin Kağanlar ve Vezirleri Tonyukuk da aynı akıl ve bilgelikleriyle ülkeyi bir ve bütün hale getirmişler. Getirerek ülke topraklarında aç milleti tok, bakımsız milleti bakımlı, çıplak milleti giyimli hale sokmuşlar. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüşler.
“ Ölecek milleti dirilttim. Giyimsiz milleti giyimli, yoksul milleti zengin kıldım. Az milleti çok ettim. Başka kağanlı başka ülkeliden üstün kıldım.

Türk Oğuz Beyleri, Milleti İşitin!..

Üstte gök batmasa, altta yer delinmese, ey Türk senin ilini ve töreni kim bozabilir?!.İleri gün doğusuna, güneyde gün ortasına doğru; Batı’da gün batısına; Kuzey’de gece ortasına doğru, içindeki milletler hep bana tabidir. Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım… Ölesiye bitesiye çalıştım.
Türk Milleti, bu sözümde yalan var mı?!.

Bu zamana oturan Türk Beyleri, milleti olarak mı yanılacaksınız? ” diyen Bilge Kağan;
“…Demir mızraklar bir orman,

Avlakta yürüsün kulan,
Daha deniz daha ırmak
Güneş tuğ olsun, gökyüzü çadır
Düşmanlarımı ağlattım,

Dostlarımı güldürdüm,
Tanrı’ya borcumu ödedim.” diyen Oğuz Kağan;
Bir milyonu geçkin mısradan oluşan destanın kahramanı:

“Ben Bahadır Manas!
Karlı dağlarda yatıp mal buldum.
Kanıkey mesut yaşasın diye.
Fakirlerim mesut yaşasın diye.
Kayalardan sürü aldım,
Kırk corum(asker) da mesut olsun diye.” söyleyen Manas;
“Biz ki Turan mülkünün ve Türkistan’ın emiriyiz!.. Biz ki Türkoğlu Türk’üz! Biz ki milletlerin en eskisi ve en büyüğü olan Türk’ün başbuğuyuz. Gökyüzü üzerimize çökse, biz onu kılıçlarımızın ucunda, mavi bir atlastan çadır gibi tutarız.” diyen Timur Han;
Peygamberimiz Miraç`tan dönüşte yanındaki meleğe: Aşağıdaki beyaz atlı süvariler kim?" diye soruyor. Melek de:"El etrak`ül cindullah" yani Alah`ın süvarileri olan Türklerdir" diyor. “Türk dilini öğreniniz; çünkü onlar için, uzun sürecek egemenlik vardır.” 
“Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayınız.” diyen âlemlerin Perygamberi Hz. Muhammet(sav);

“Osmanlıya iki kıta üzerinde hükmetmek yetmez. Zira ilâhi kelimetullah iki kıtaya sığmayacak kadar büyük bir davadır. Selçukluların varisi olduğumuz gibi Roma’nın da varisiyiz.” diyen Orhan Gazi;
“Oğul, insanlar vardır şafak vakti doğar, akşam ezanında ölürler!.. Dünya senin gözlerinin gördüğü kadar büyük değildir… Bütün fethedilmiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler; ancak senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır. Açık sözlü ol. Her sözü üstüne alma. Gördün söyleme, bildin bilme… Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.” diyen Şeyh Edebâli;
“Dünya bir Türk’e dar.” diyen Yavuz;
“Cihanda Türk edebiyatının bayrağını dalgalandırmak suretiyle, Türkleri tek bir millet haline soktum. Hiç ordum olmadığı halde, Çin sınırına ve Tebriz’e kadar bütün Türk illerini, sadece Divan’ımı göndermek suretiyle fethettim.” diyen Ali Şir Nevâî;
“Gördüm ki Yüce Tanrı, devlet güneşini Türkler’in burçlarından doğdurmuş. Onlara Türk adını kendisi vermiş. Onları yeryüzünün hakanı kılmış ve cihan halkının dizginlerini onların ellerine bırakmış.” diyen Kaşgarlı Mahmut;
Tas kırılır, Tunç erir, ama Türklük ebedîdir

“Gafil hangi üç asır hangi on asır;
Tuna, ezelden beri Türk diyarıdır,
Asya’nın ortasında OĞUZ OĞULLARI,
Avrupa’nın Alplerinde OĞUZ OĞULLARI,
Doğudan çıkan biz, Batı’da yine biz,
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz…”
“… Ben her şeyden önce Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım tamdır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum. Onu görüyorum !..
Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk birliği ile açacaktır. Dünya sükûnunu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk’ün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek…” diyen Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK gibi ufkumuz hep Batı'dır.
Değişik zamanlarda ceddimin topraklarının yüzölçümü 44 milyon kilometre kare idi.

Dünyanın bilinen topraklarının 3/3’ünün 2.80 nine; nüfusunun 2.90 hükmediyorlardı.
Atalarımızın bütün asırlar boyunca sarsılmayan azmi, bitmeyen sevdası, ülküsü ve inancı, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi; İlahî kelimetullahı yeryüzünde hakim kılmak; ebedî hükümranlık, ölümsüz devletin sahibi olduğuna inanmasıdır.
Yeryüzünün halifesi, büyük ve ölümsüz devlet sahibi, karaların Sultanı, Denizlerin Hakanı, Yedi iklim ve küre-i arzın ve diğer toprakların da sahibi olan Müslüman Türk… Bu rüya hep görülüp durur. Bununla yatılır bununla kalkılır, zihinler bununla dolup, gönüller bununla heyecanlanır. Müslüman Türk’ün heyecanı diri ve canlı kalır…
Allah’ın yeryüzündeki halifesi Müslüman Türk olarak kabul görmek; yeryüzünde Allah’ın
emrettiği ilâhî adaleti tesis etmek, bizim Allah inancımız ve Allah’a olan borcumuzdur..
Elliden fazla devletin varisi olduğumuz gibi; beş kıtada kurduğumuz ve büyük saadet ve şereflerle yönettiğimiz yerküresinde, sadece Osmanlı Hanlığı 23 milyon kilometre kare, Cengiz Hanlığı(Timuçin) 44 milyon kilometre kare olan, dört Atabeylik, otuz iki Beylik, on yedi Hanlık, elli üç Devlet, on altı İmparatorluğun ve on üç Cumhuriyet kuran ceddimizin de varisiyiz.


“Büyük Türk milleti!

On beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde, muaffakiyetler vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki bu sözlerimin hiç birinde milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.
Bugün aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, millî ülküye tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu, bütün medenî âlem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır. 10.Yıl Nutku M.K.Atatürk”
Bizde cepheye, her yaştaki kadın ve erkek dönmeye değil ölmeye gider. Bu sebeple yiğitlerin harman olduğu bu mukaddes toprağın bir metre karesinde, yirmi dört, yirmi beş kişi can verip kanlarını sebil etmiş, kefensiz şehit olarak yatmaktadır. Bunun içindir ki:

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır;”

Bunun içindir ki:
“Toprak, eğer uğrunda ölen varsa, vatandır.” Diyen şairin sözü gibi bu coğrafya bizlere vatan;
veya, ancak mezar olur.
Bizim inancımıza göre savaşlarda ölenler Şehit kalanlar Gazi olur. Hiç bir Türk görülmez ki cepheye gitmek için heyecan duymasın ve içinde orada şehit olmak arzusu taşımasın.

Milletimizin her bir ferdi kadın erkek topyekün bir ordudur. Şarapnelden yılmaz, gülleden korkmaz. Korkanlar karılarının yanlarına ihtiyarların yanlarına dönmek aşağılanmasının ezikliğinde yaşayamazlar. Hiçbir delikanlı analarının dizlerinin dibinde oturma onursuzluğuna katlanamaz. İhtiyarların yanına dönmek bedbahtlığında yaşamaz. Böyle gururu incinmiş olarak yaşamaktansa, şerefle ölmeyi yeğler.
Yiğitlerim!

Kahraman Tomris, Savle, Yirik Fatma, Kara Fatma, Nezahat Onbaşı, Adile Onbaşı, Halime Çavuş, Şerife Bacı, Nene Hatun, Hafız Selman, Makbule Hanım, Tayyar Rahmiye, Kılavuz Hatice, Emir Ayşe Çanakkale’nin Keskin Nişancı Genç kızları, Kastamonu, Kayseri Lisesinin son sınıflarını bırakarak Çanakkale`ye koşarak şehit olan korkusuz evlatlar... Vatan için uğraşa var mısınız?
Göğsümüz parça parça olmadıkça vatanın bir karış toprağına ayak bastırmayacağız. Göğsümüzün kafesi şarapnallerle kalbur gibi delik deşik olmadıkça düşman bir adım ileri geçemeyecek. 

Ölümlerden korkmayan Müslüman Türk!.
Sıcağa, soğuğa, kara, ayaza, hastalığa, açlığa, susuzluğa direnmeğe var mısınız?
Korkmamaya, yılmamaya, atılmaya vatan için ölmeye var mısınız?
Karaya, denize, havaya, göğe Allah’a and olsun ki dönmeyeceğiz. Var mısınız?
Öyleyse beni takip ediniz...
Büyük Türk Milletin Aslanları!

Şehit olup kefensiz yatmağa, bu vatan toprağını yastık yapmağa var mısınız? Geriye dönüp

bakmamaya, düşenlere ağlamamaya, vurulup Şehit olmaya, yaralanıp Gazi olmaya hazır
mısınız?
Öyleyse arkamdan gelin…
Bizler vatanı savunmaya gidiyoruz. Allah da bizi koruyup savunacaktır. Allah inananlar ve kendine güvenenlerle beraberdir. Nereye gideceğimizi biliyoruz. Unutmayın şehitlik, en yüksek rütbedir. Size vaad edilen Cennet’in kucağında ve Tuğba’nın gülleri arasında olacaksınız... “Onlara ölü demeyiniz; çünkü onlar diridirler” âyeti gereğince sizler diri

kalacaksınız.

Milletimizin cesur kahramanları!

Annemizin kucağına gideceğiz. Annemiz bizim en kutsal varlığımızdır. Vatanımız da öyle
değil mi?.. İşte Anne vatanın savunması için, ölmeye hazır mıyız?.. Sizler, bu anne vatanı
savunmasız bırakırsanız vatan yaşayamaz, vatan yaşayamazsa vatanda hiçbir insan yaşamaz.
Sizler, yürekleri korku nedir bilmeyen yiğitler!

Vatana and olsun, Allah’a ve Kur’an’a yemin olsun ki toprağımızın bir karışına düşman ayağı
bastırmayacağız. Vatan aşkı için ölmeye hazır mısınız? Arkamdan ayrılmamaya Vatan,
Bayrak, Kur’an ve Allah adına yemin eder misiniz?``
YEMİN OLSUN!..
YEMİN OLSUN!..
YEMİN OLSUN!..
KAYNAKLAR:
1) “Mhakemet’ül Lügateyn”, Şimdiki dile çeviren(İshak Rafet IŞITMAN), Ankara 1941

2) “Dede Korkut Kitabı”,Muharrem Ergin Devlet Yayınları,MEB İstanbul 1971
3) “Salur Kazan Destanı”, N. Yıldırım GENÇOSMANOĞLU,Ötüken Yayınları, İstanbul 1976

4) "Türk Dili”, Abdullah Çağrı ELGÜN, (Kayseri 2001, (Genişletilmiş İkinci Baskı) Laçin  Yayın Dağıtım);
5)“Mehmet Âkif”, Abdullah Çağrı ELGÜN, (İstanbul 1992, Kültür Basın Yayın Birliği);
6)"Türk Dili”, Abdullah Çağrı ELGÜN, (Kayseri 1999, Geçit Yayınları
7)Nutuk M.Kemal Atatürk cilt 1,11. Ankara


VATAN AŞKIM

Bu canım toprağa fedadır benim
Kanımla, toprağı kar; vatan aşkım
Bir huzur içinde, yüce gönlümü
Diyardan diyara, sür, vatan aşkım

Toprak et bedenim, savur dağlara
Karışsın toprağa, can; vatan aşkım
Küllerimden, sınır yapın dağlara
Serhadlerde gözcü, kal; vatan aşkım

Vatan toprağına serilsin beden
Toprakla belensin, ten; vatan aşkım
Tanklar arkasına gerilsin beden
Vatan sevdasına, doy; vatan aşkım

Zincir kelepçede sürünsün beden
Akan kanlarımla dol; vatan aşkım
Başım toprağında, çarmıkta beden
Taştan yastıklara, doy; vatan aşkım

Tüm vatan sathında duyulsun ünün 
Gönüllere bir aşk, sal; vatan aşkım
Bir efsane olsun yaşanan günün 
Geleceğe destan, kal; vatan aşkım

Kanım, damla damla akıp, uğrunda
Yüreklerde bir iz, kal; vatan aşkım
Bilesin ki Çağrı senin uğrunda
Ölmeyip sürünse, az; vatan aşkım

                               Abdullah Çağrı ELGÜN













23 Ekim 2016 Pazar

KORKMA! Abdullah Çağrı ELGÜN

Şair ve Düşünür, Mehmet Âkif ERSOY
KORKMA!
Abdullah Çağrı ELGÜN

“Korkma! Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz,
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz yürürüz…
                                             Mehmet Âkif ERSOY”
“…
Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et,
Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,
Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.
Zaman ona kan damlayan dişlerini gösterir.
Şair Mehmet Emin YURDAKUL
Bu zavallı sürü için, ne merhamet ne hukuk;
Yalnız bir sert bakışlı göz, yalnız ağır bir yumruk
                                           Mehmet Emin YURDAKUL”
Ülkemizdeki yetkililerin ağzında pelesenk olmuş bir teşkilat var. Bu teşkilat: AKP teşkilatı, AKP teşkilatı AKP teşkilatı ve yine AKP kadroları, AKP kadroları, AKP kadroları!?.
Niçin?..
Türkiye Cumhuriyeti değil!
Türk Halkı değil!
Türk Milleti değil ?!.. AKP?.. (Yani nihayet bir parti…)
Benim bildiğim bu ülkede, 130 civarında parti ve teşkilat ve bunların mensupları var…
Sizce, millet böyle mi kucaklanıyor?!.
Türk ve Türk Milleti, düşmanlığı ile beyinleri ipotek altına alınmış işbirlikçiler, vatanın bütün kaynaklarını ele geçirmişler ve halen sülük gibi emmeğe devam ediyorlar… Gaflet, dalalet ve ihanet devam ediyor… İlkokul mezunu bir Cemaat Reisine biat ediyor…

Doğruyu söylemekten, gerçeği haykırmaktan korkanlar, bukalemun gibi her iktidarda renk ve fikir değiştiren, tokmak kimin elinde ise onun davuluna yaklaşan, iki hatta üç, dört karakterli insan müsveddelerini oluşturan bu menfaat ortamında bukalemunların sayısı attıkça artmaktadır.
Irak, Suriye Libya Yemen İslamiyet ile yönetilen dini İslâm olanların birbirleriyle savaşı büyük güçlerin petrol, gaz, zengin madenleri ve su kaynaklarını ele geçirme, gerginlik, çatışma ve savaşı körükleme taktikleri de son hızla devam ediyor. İngiltere, Amerika, Almanya, Fransa, Rusya ve hatta Çin de arenada yer almak için yola çıkmıştır.

Medyanın tarafgirliği ve algı yönetimi ile beyin yıkama taktiği, her vakitte olay ve durumların saptırılmasından vaz geçilmiyor. Gerçeğin bir türlü ortaya çıkarılamaması, insanların karınlarını doyurma çabası, ekmeğini elde edebilmek için iktidarlara yaklaşma, ve iktidarların nimetlerinden pay alma arzusu, insanları da kimliksizleştiriyor, bukalemunlaştırıyor… 
Ülkenin aklı başında birkaç aydınından başka, gerçeği haykıran, seslendiren yok!.. Aydın afyonlanmış, aydın nemelazımcı, aydın da: “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!..” diyerek gerçeğin değil; fakat kim güçlü ise onun yanında olmakta, gemisini yürütmekte, onun davulunu çalmakta ve ona biat etme, gerçeğe aykırı olarak gaflet ve dalalet içinde olmağa  devam ediyor…


Beyni uyuşturulmuş, zihni bulanmış, aklı karıştırılmış bir halk ortaya çıkmış ki kendi kendi ile cebelleşmekte, kendi inançlarına ve doğrularına, yine kendisi ters düşmektedir. Mevlâna’nın dediği gibi:  “İnandığı gibi değil; fakat yaşadığı gibi inanmağa” alışmakta ve alıştırılmaktadır. Bu nasıl bir halk ki kendi adına, kimliğine hakaret eden: “Ben Türk’üm!” dersen o da Kürdüm, Arap’ım, Farsım”der! diyerek bu necip milleti kendi kimliğinden ırkından ürküten, korkutan, sevdiği saygı duyduğu, ideal şahsiyet olarak ona unvan ve paye verdiği, tüm kutsal değerleri hiçleştiren, bir oyun var ortada. Daha dün İstiklâl Marşı’na gerek olmadığını söyleyerek bestesini ve sözlerini tartışmaya açan, İstiklâl Marşı’mızı kaldırmağa çalışan, ay yıldızlı bayrağını değiştirmeye kalkışan, Türklüğü ayaklar altına alan, Milliyetçiliği “Yok!” sayan Millî kahramanımız Atatürk’ün heykellerinin meydanlarda olmasından rahatsızlık duyan, kimi yerlerde kaldırtan, okul ve üniversitelerdeki Atatürk heykellerinin kırılmasına sinsi sinsi gülen bir zihniyet…  İlkokul mezunu bir Cemaat Reisine biat ediyor…

Bu zihniyet, en az (69) atmış dokuz kez, ülkenin bayrağının indirilmesi cesaretini bu densizlere veren, ülkenin güvenlik güçlerini iş yapamaz duruma düşüren, Türk bayrağını bulunduğu gönderden indirenleri, millete sövenleri, Mecliste İstiklâl Marşı söylenirken ayağa kalkmayanları, ülkeyi bölerek “Kürdistan” kurmak isteyenleri çıkardığı Kanun Hükmündeki Kararname ile Habur Sınır Kapısı'nda affederek “Çözüm Süresi” ile sokağa salanlardır… Yine bunlar: Teröristlerin sokaklarda, örgütlenmelerine, silahlanmalarına yollara mayın döşemelerine, ülkeyi kana bulayarak “Canlı Bomba” ihraç edilmesine, Devlet kesesinden beslenen Meclistekilerin terörist cenazelerine katılmalarına, ülke içinde polis gücü kurmalarına, mahkemeler kurarak halkı ve Türkiye Cumhuriyeti Savcılarını Yargılamalarına, yol kesen, kimlik soran, camileri, okulları içindekilerle birlikte yakan…ve benzerlerini yapanları affeden, bunlara “Çözüm Üreten” aklı karışıklardır.


Bugüne gelinceye kadar, aynı hataları devam ettiren, 2004-2005 Yılında Millî Güvenlik Kurulunun Cematlerle İlgili Karar”ını, “Bu karar, bizim için yok hükmündedir!” diyerek  Fethullah GÜLEN ile sarmaş dolaş olup halkı bunların yaptıkları hizmetin doğruluğuna inandırıp, sevdirip, bizzat Türkçe Olimpiyatlarına ve okullarına para akıtıp, üniversite ve banka kurmalarına teşvik edip destek verdikten sonra, darbeye kadarki devrede gaflet içinde: “Ne istediler de vermedik?” diyerek son noktayı koyup “Yanıldık! Aldatıldık!” gibi pişkinliklerine devam eden, bu aklı karışmışları alkışlanmakta ve her defasında da galip ilan eden, yine aklı karışık bir topluluk ile karşı karşıyayız.   
Ülkeye yön verecek, ülkenin önünü, ufkunu açacak, aydın pısırık, aydın çekingen, aydın korkak, aydın sinmiş, aydın içe kapanmıştır. Asker çekingen, polis, öğretmen, akademisyenlerin beyinleri uyuşturulmuş ve ruhları gasp ve hegemonya altındadır. Bu Bu şartlarda Türkiye’nin durumu çıkmazda geleceği endişe vericidir…
 Halkın sağlam ve sağlıklı düşünen insanları ya sözleşme ile veya taşeronluk sistemi ile güvenden ve sağlıklı düşünceden yoksun bırakılmıştır. Ezik, güvensiz, pısırık, ürkek ve korkak bir nesil, gelecek endişesi ile baş başa kalmıştır. İşsizlik ve ekonomik dar boğazda, kredi kartı borçları ve banka kredileri ile eli kolu bağlanmış, psikolojisi bozulmuştur… Esnaf, fabrikatör ve ticaret erbabı işini kaybetme, iflas ve yarın ne olacak endişesine düşmüştür…
Üretici, ürettiklerini satamazken, tüketici neyi nasıl ve ne ile alacağım kaygı, endişe ve  çıkmazı içerisinde bunalımdadır…
Bu kadar olumsuzlukların yanında sevindirici bir şey vardır ki: Yüz yıldır sınırları içine hapsolmuş Türk, artık rotasını değiştirmiştir. Bunca zaman teröristin gelmesini sınırlarda içeride bekleyen Türkiye, sınır ötesindeki tapusu bizim olan topraklardadır. Hiçbir bahane, zorlama, sebep onu geriye döndürmemelidir. Türkiye’nin üçte ikisi kadar bile olmayan İngiliz türlü tuzaklarla, bizi kıtalar ötesinden gelerek bu topraklardan uzaklaştırmıştır.

Şimdi dönüş vaktidir. Evin içinde kalmak bize huzur yerine rahatsızlık verecektir. Biz artık Lozan’da belirlenen sınırların ötesinde at koşturmak ve BUZKAŞİ oynamak zorundayız. Bizim için geriye dönüş ölümdür, hatta ölümden daha beterdir!..
Bir tarafta terör diğer tarafta savaş… Komşulardan gelen göç dalgası, ilticacı ve mülteciler, ülkemiz ve halkının bir başka derdidir.  Buna rağmen, asıl gündem ve problemler rafa kaldırılıp tali ve beyhude gündemlerle: “Başkanlığı” tartışmaktadır. Hemen herkes üstüne aldığı vebal ve sorumluluktan kaçarak: “kandırıldık, aldatıldık” diyor.

Biz de diyoruz ki: Dış ve iç düşmanlar, ülkemizi lime lime bölmek isteyen  PKK, PYD, İŞİD, FETÖ…vb. gibi örgüt ve oluşumlar, topunu süngüsünü toplasın gelsin:
“Korkma! Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz,
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz yürürüz…
                                                                        M.Âkif ERSOY”  
“Felek her türlü esbâb-ı sefasın toplasın gelsin
Vatan Şairi Namık Kemal
Dönersem kahbeyim, millet yolunda bir azimetten.
Anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü meşakkatler,
Ki edna âlâdır, vezaretten, sadaretten…
                                              Namık Kemal” 
                                     Ankara, Pazar, 23 Ekim 2016


KAYNAKLAR:
1) http://www.antoloji.com/hurriyet-kasidesi-siiri/
2) http://www.siirleri.org/siir/2586/Korkma!.html
3) http://www.siir.gen.tr/siir/m/mehmet_emin_yurdakul/birak_beni_haykirayim.htm
6) http://blog.milliyet.com.tr/habur-da-kurulan-gecici-mahkeme-salonundan-turk-bayragi-ve-ataturk-portresi-niye-kaldirildi-/Blog/?BlogNo=241248


21 Temmuz 2016 Perşembe

DARBE (KALKIŞMA) DEĞİL, İŞGAL Abdullah Çağrı ELGÜN

DARBE (KALKIŞMA) DEĞİL, İŞGAL!..
Abdullah Çağrı ELGÜN
“VARLIĞIM, ÜLKE ve TÜRK MİLLETİNİN VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN!” 
Ülke içerisinde halka rağmen, halkın, seçimlerle iş başına getirdiği iktidara, hükümete karşı yapılacak: (ekonomik, sivil, fiili, siber, ...vb.) darbe (Kalkışma) İŞGAL girişimlerinin her türlüsüne karşıyım. Millet de malı, kanı, canı ve bütün her şeyi ile bu işgale karşı çıkmıştır. İŞTE BU MİLLETİN ADI, YÜCE TÜRK MİLLETİDİR. “VARLIĞIM ÜLKE ve TÜRK MİLLETİNİN VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN”, NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE” ,“MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET, DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.” demiştir.  
ABD’den özel ihtisas sahibi subaylarla gizli toplantı yaptığını itiraf eden Kilis’te tutuklanıp acilen İstanbul’a intikal ettirilen Hatay Bölgesi Eski Komutanı, yapılan sorgulamasında korkunç itiraflarda bulundu: İncirlik Hava Üssün’de on iki haftadan beri ABD’lerinden gelen özel ihtisas sahibi subaylarla, toplantılara katıldığını itiraf ederek, bu toplantıda alınan kararlar gereği:
İlk yirmi dört saat içerisinde DAEŞ Türkiye’ye 1000 kişi sokacak,
Şİİ Milislerinden 5.000 kişi Türkiye sınırlarından içeri alınacak,
Suriye Muhaberatından, 1000 Ajan, Türkiye’ye sokulacak. Bunlarla İran’dan gelen kişi, Darbeci subaylardan birisi ile beraber hareket edecekler. 50.000 Şİİ Milisleri silahlandırıp gereken para transferini sağlayacak ve önce Ankara, İstanbul sonra da silahlandırılmış Kürt milislerle birlikte, bütün Türkiye tamamen İŞGAL edilecekti… Avrupa yakası ise Türk işgalcilerine bırakılacaktı.
İşgal Gecesi, İncirlik Üssü sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kesin talimatı ile kapatılıyor ve elektrikleri kesiliyor, ÜST karartılıyor…
ABD: Kendilerinin bu Darbe ile ilişkilerinin bulunmadığını açıkça dile getiriyor.
Rus Lider Putin: Türkiye’de seçilmiş hükümetin yanında olduğunu, ısrarla vurguladı. Cumhurbaşkanına ve Türk halkına geçmiş olsun dileklerinde bulunarak, iki lider Ağustos ayı içerisinde yüz yüze görüşmek için anlaştılar, 17 Temmuz 2016.
Fethullah GÜLEN’den gelen bir açıklama: “Darbeyi uluslararası bir kuruluş araştırsın…” ABD’nin teklifi ile de benzeşiyor.
Rusya’ya yakınlık, Avrasya tezi: İngiltere, ABD, İsrail ve Dost(!?) Almanya (Avrupa Birliği)nın işine gelmemekte ve  menfaatlerine hizmet etmemektedir… Amerika İŞİD kadar PYD'nin de içinde bulunacağı ve Suriye kıyı şeridinde bağımsız bir Kürdistan Devletinin  mutlak kurulması konusundaki ısrarları devam ediyor.    
12 Eylül 1980 Darbesi’ni yaşamış: eşi, dostu, akrabası, komşusu, arkadaşı, kardeşi, yoldaşı, ülküdaşı hapislere atılmış, genç civan gibi yiğit kardeşlerinin beti benzi soğuk, taş hücrelerde soldurulmuş bir mağdur olarak, bu rezil dayanışma, alçakça düşünüş, dahili ve harici bedhahların kalkışmasına, ülkenin İŞGALİNE, vatanını, milletini seven bir kişi olarak karşıyım. Her aklı selim de karşı çıkmıştır, karşı çıkmalıdır. Bu darbeye taraftar olmak, yanında olmak veya destek verebilmek için hiç şüphesiz ki insanın aklından zoru olması gerekir.
Darbe, İŞGAL, elektriksizlik, darbe susuzluk, darbe istikrarsızlık, darbe ekonominin çökmesi, ülkedeki yabancı ve yerli yatırımcıların ülkeyi terk etmesi, darbe ülkenin en az yirmi-otuz yıl geriye girmesi demektir. Siyaset yaparak seçimle, halkın hür ve müstakil iradesinin tecellisi, oyları ile iktidara gelmiş hükümeti; cebren ve hile ile memleketin bütün millî kuruluşlarını ele geçirerek İŞGAL etmek isteyen, her kim olursa olsun, nefret ve şiddetle kınıyor ve karşısında olduğumu açıkça beyan ediyorum.
12 Eylül 1980 yılında yapılan darbede ülkücüler tamamen haklı olmalarına rağmen, ne rütbeli ne rütbesiz hiçbir askere el kaldırmamış, Türkiye’nin Millî Meclisi’ni bombalamamış, halkın üzerine silah ve tanklarla yürümemiş, milletin vergileri ile alınmış uçak, jet, ve helikopterlerini ele geçirmemiş, Genel Kurmay Başkanını esir almamıştır. Bu bir Darbedir, Kalkışmadır, İŞGAL'dir... Bu ihanetin arkasından bir ay iki ay; ve veya bir yıl iki yıl sonra da ne geleceği malum değildir!..
Darbecilerin, kim olursa olsunlar, kesin olarak ve bir daha, böyle bir girişim yapamayacak hale getirileceklerinden  asla şüphem yoktur. Darbecilere, iyi bir ders verilmesi, kesin ve kati olarak, en şiddetli cezaya çarptırılması, verilecek bu cezanın gelecek yıllara da ibret olacak şekilde ağır bir darbe olması gerekli ve elzemdir. Bunlar için öyle bir ceza olmalıdır ki her on, on beş yılda bir darbe, ihtilâl veya ülkeyi işgale kalkışma denemelerine tevesül etme cesareti gösterilemesin… Bu durum terör örgütleri  için de aynı şekilde gerekli ve de geçerlidir.
Tabii bu durum yetmez. İhtilâl, darbe (kalkışma) İŞGAL, girişimine yardım yataklık ve destek vererek biz zatihi içinde yer alan CUMHURBAŞKANLIĞI,  BAŞBAKANLIK, MİT, POLİS, ASKERÎ KURULUŞLAR, DEVLETİN HER TÜRDEKİ BAKANLIĞI, KURUM ve KURULUŞLARINDAKİ ÜYELERİ TAMAMEN TEMİZLENMELİDİR… 
SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ ve ONA ÜYE OLMAK
Kraldan çok kralcı olmak: “Kim Fetocu ise bulun!”, “Nerede olursa yakalayın, linç edin.”, “Evlerini, iş yerlerini, fabrikalarını yağmalayın!..” sözleri çapulculuk ve bir başka ihanetten başka bir şey değildir. Bu söylemin, böyle bir düşünüşün, aklı selim, bir görüş, adalet ne insaniyet ne de demokrasi ile bir alakası yoktur. Böyle bir eylemin, çağdaş medeniyet, hak ve hakkaniyet ve adaleti gerçekleştirmek ile bir alakası olamaz. Hukuk ile de bağdaşamaz… Bizim konumuzda bahsi geçen kişiler: “Silahlı Terör örgütü kurmak ve ona üye olmak ve devlete DARBE yaparak fiili olarak eylemlerde bulunarak devleti İŞGAL etmek isteyenler ve bunların üyeleri” içindir. Aksi bir durum infialdir. Milletin kendi eliyle, kendi çocuklarını infaz etmesi; haksız, usulsüz ve hukuka aykırı olur ki bu durumun, hiç bir insanî, hukukî ve de haklı tarafı yoktur ve asla  kabul edilemez… 
DEVLET MEMURLARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİĞE GİDİLMELİDİR.
Bu işgal de göstermektedir ki ülke içinde bir memnuniyetsizlik, küskünlük, kırılma ve ayırım söz konusudur... Devlet Memurlarına ilerleme, terfi, makam atlamaları bir sisteme sokulmalı bir gün önceki memur ile bir gün sonra işe girmiş, bir yıl fazla okumuş, farklı diplomalar almış kişiler arasında mutlaka olumlu yönden bir fark, ücret değişikliği ve adalet açısından hakkaniyet olmalıdır. 
Memurların siyasî bir partiye üye olmasına izin verilmelidir. Bugün, kamu yararına çalışan derneklerde, sendikalarda başkan ve yönetim kurulu üyeliklerinde bulunabilen (TÜRK SAĞLIKSEN, SAĞLIKSEN, TÜRKİYE KAMU-SEN, MEMUR-SEN TYB, İLESAM, MESAM, GESAM …vb.) başkan, başkan yardımcısı, yönetim kurulu üyelikleri ve normal üye olan ve bu görevleri fiili olarak, yürüten devlet memurları olduğuna göre aynı şekilde siyasî bir partiye de üye olması çok tabiidir, olacaktır. Zaten bu işin fiili olarak içinde ve taraftarı olan memurların siyasî partilere üye olmaları da hiç garip olmayacaktır, yadırganmayacaktır.
Bugünkü ittifak, MÜTABAKAT, BİRLİ;K ve BERABERLİK konusunda büyük Türk Milleti Kocatepe, Tınaztepe, Dumlupınar, Sakarya, Çanakkale, Kurtuluş Savaşında imtihan verdiği gibi bugünkü imtihanını da başarı ile gerçekleştirmiştir. İktidar sahipleri bundan sonraki zamanda bu MUTABAKATI BİRLİK ve KARDEŞLİĞİ BOZACAK, iktidar hırsına kapılacak, kaprislenecek "Bu işi sadece ben yaparım." Ben yaptım oldu.", "İktidarı bizim elimizde, biz ne dersek o olur." mantığını terk ederek muhalefetin görüş düşünüş ve eleştirilerini de dikkate alarak icraatını gerçekleştirmek mecburiyetindedir... Aksi bir duruma girerlerse, işte o zaman bir iç savaş, bizim felaketimiz olacaktır...
İŞİ, EHLİNE VERMEK
Bugün adam kayırma, rüşvet, yolsuzluk, hak etmeden büyük makamları işgal etme, imkanların üzerine çöreklenme hat safhaya ulaşmıştı… Bundan sonra daha dikkatli olarak, adama göre iş değil, işe göre adam aranıp bulunmalı ve ilerleme, makamlara atlama, terfi, maaş artışları ve maaşların dengelerinde mutlaka hakkaniyet, makul ve geçerli bir sistem uygulanmaya okulmalıdır. Bu sistemde tahsil seviyesi ve tahsil yılları, ilk, orta öğretim ve meslek yüksek okulları(ön lisans), lisans(dört yıllık yüksek okul) Master(Uzmanlık), Doktora(İhtisas), Doçent, Profesör ve Ordinaryüs Profesör yılları ile vasıflı, kalifiye vasıfsız elamanlar arasında ve bu yılların geçişi esnasındaki başarıları, aktiviteler, makaleler, yeni icat ve buluşlar çırak, kalfa, usta ilişkileri dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu makamları hiçbir şekilde hak etmemiş kişiler; adam kayırma, iltimas ve yakın akraba olma, yolları ile işgal etmemelidirler... (Abdullah Çağrı ELGÜN, cagrielgun.blogspot.com. “Bakanlara ve Bürokratlara Açık Mektup”…
Bugün bir bakıyorsunuz adam yirmi sekiz yaşında Daire Başkanı, otuz yaşında Genel Müdür, otuz beş yaşında Emniyet Müdürü, Müsteşar Yardımcısı, Müsteşar, Bakan Yardımcısı oluvermiş… Bu makamları dişi ile tırnağı ile tahsili, becerisi, kabiliyeti ve zekasıyla kazıya kazıya tırmananların yanında, diğerlerinin ne hükmü olabilir? Bu makamlar: zeka, tahsil, bilgi, beceri, kabiliyet ve tecrübe ile elde edilir. Bunlar makam ve mevkiler ya uzun yılların birikimi, ya da olağanüstü, süper bir zeka varlığı gerektirir. Aksi durum, tam bir felakettir. 
Eskiden beş yıl her hangi bir okulda öğretmenlik yapmayan kişi, öğretim görevlisi olmak için her hangi bir üniversiteye baş vuramazdı. Ahi teşkilatlarında ayakabı yaptığını iddia eden Ahilerin ustalarının yaptığı ayakkabılar, erbaplarınca kontrol edilip incelendikten sonra, hatalı yapılmış ustaların papuçları dama atılır ve ona bir daha ayakkabıcılık yaptırılmaz, meslekten men edilirlerdi... Bugün binlerce çakma profesör, jet doçent, jet profesörler vakıf üniversitelerinden veya özel üniversitelerden çıkıveriyorlar. Bunlara kim ne yapıyor? 
Bugün ülkemizi İŞGALE KALKIŞANLARIN Türk Milletini tanımamaları, halk içindeki memnuniyetsizliği, bölünmüşlüğü, ayrı duruşu, çıkar çevrelerinin, dahilî ve haricî güçlerin, şer odaklarının, tesbit ederek, memnuniyetsizleri satınalmaları, kışkırtması ve bu memnuniyetsizliği, küskünlüğü, ayırımı, husumeti, kırgınlığı, kindarlığı kendi lehlerine çevirebileceği, bu unsurları kullanabileceğini zannından kaynaklanmaktadır. Öyle ise bu aksayan durumlar, olumsuzluklar, derhal giderilmeli, hak ve hakkaniyet yerine oturtulmalıdır.
DİKKAT! DİKKAT! DİKKAT!..
Darbeler, ihtilâller, kalkışmalar, ülke İŞGALLERİ, halkların en memnun olduğu devirlerde, müreffeh bir hayat düzeninde, insanların bir eli yağda diğer eli balda olduğu devirlerde elini kolunu sallaya sallaya asla gelemez… 
DARBE, İHTİLÂL, KALKIŞMA, İSYAN ve İŞGALLERİ:
Memnuniyetsizlikler,
Adaletsizlikler,
Haksızlıklar,
Rüşvet ve İltimas,
Adam Kayırma,
Haksız ve Usulsüz Olarak Makam Atlamalar,
Kişi Haklarının Yenmesi,
Hakkın Teslim Edilememesi,
Uzun Süre Hakların Alınamaması,
Adaletin Tecelli Etmeyişi ve veya Geç Tecellisi,
Bitmeyen Savaşlar, Terör Olayları,
Millet "And" Yeminini ortadan kaldırma, dağlara kazıdığı bayrağını ve ideal olarak benimsediği sözlerini dağlardan, yüksek tepelerden ve kayalardan kazıtma;
Halkın değerlerine, milliyetine, kimliğine, dinine, ırkına ağır gelen yakıştırma ve karalamalar, onları ayaklar altına alma, yok sayma; 
Maddî ve manevî değerleri, kimliği ile alay etme, kimliğini ayaklar altına alma, küçültücü ifadeler kullanma, saygısızlık, bu değerleri yok sayma;
Bütün bir milletin değer verdiği kıymetleri, tarihî şahsiyetlerini, kahramanlarını, bayrağını, Millî Bayramlarını, İstiklâl Marşı'nı, ortadan kaldırmağa kalkışmak, alay etmek;
Çalışmayan ve işsiz olan vatandaşın iş ve sosyal güvenceden yoksun olarak, devletin müşfik kollarında olması gerekirken, alınmayarak, kendi haline, dilenciliğe terk edilmesi ve veya namerde muhtaç bir halde binlerce genç ve yaşlı vatandaşın varlığı;
Halkın can ve mal güvenliğinin tehlikeye girmesi veya sağlanamaması,
Haksız ve Usulsüz Olarak, Uzun Zaman Hapislerde Tutulması,
"Sözleşme, Taşeronluk" uygulamaları ile millet evlatlarını değersizleştirme ve aşağılama; gelecek kaygısına sevk ederek, onların psikiyatri hastası olmalarının yolunu açma;   
Kişi, Kurum ve Kuruluşların Haberleşme Özgürlüklerinin Ellerinden Alınması;
Serbest Düşünme ve Serbest Teşebbüs Özgürlüklerinin ellerinden alınması,
Din ve Vicdan Özgürlüklerinin Yok Edilmesi Ellerinden Alınması,
Bunlar Fatiha'yı bilmezler diye(Peygambere gelen, Ama Adam Misâli) ülke insanlarının ayrıştırılamaya ve çeşitli itham ve aşağılamaya maruz bırakılması;
Seyahat, Serbest Dolaşım, Hür ve Müstakil Düşünme Özgürlüklerinin Ellerinden Alınması veya Bunların Kısıtlanması;
Adalet sistemin çökmüş ve davaların uzun ve neticelerin hiç alınamaması;
Kişilerin rızalarının dışında görev yerlerinin değiştirilmesi, görevlerinden alınması, takavüt edilmeden bankamatik memuriyetine mecbur edilmesi, haksız ve usülsüz olarak emekliye sevk edilmesi,
Kişi Haklarının Gaspı…vb. gibi olumsuz ortamlar, MEMNUNİYETSİZLİKLER, SEÇİLMİŞ; ve fakat HALKIN ARZUSU İSTİKAMETİNDE HAREKETİ TERK ETMİŞ İKTİDAR HÜKÜMETLERİ İHTİLÂLLERİ ÇAĞIRIR. İHTİLÂL ve DARBELERE ZEMİN HAZIRLAR, İSYANLARI, KALKIŞMALARI  BAŞLATIR... DARBELERE DAVETİYE ÇIKARTIR, YABANCILARIN DA TUZAĞINA DÜŞEN BU KESİMLER ve MUTSUZ HALKI, İHTİLÂL ve ÜLKE İŞGALLERİNE SEVKE YÖNELTİR ve veya İŞGALLERİ BAŞLATIRLAR…
HİÇ BİR DÖNEMDE DARBELERİN, İŞGALLERİN, HALKIN MÜREFFEH, MUTLU ve HUZUR VEREN BİR ORTAMINDA, ELİNİ KOLUNU SALLAYA SALLAYA GELDİĞİ GÖRÜLMEMİŞTİR…
Bugün bu felaketin sonuçları, sadece bir Kalkışmadır. Arkasından ne  gelebileceğini kim bilebilir?.. Allah korusun, iç savaş, çatışma da bu safhadan sonraki zamanlarda gerçekleşebilir mi? Bu mümkündür; çünkü kendi menfaatlerini, milletin menfaatlerinden üstün tutan çapulcularla; ancak kalkışmalar olur darbeler olur, ihtilâller olur; fakat asla  fetihler ve zaferler olmaz. Başarılar kazanılamaz. Bunun için dikkatli olmak ve şimdiden en güçlü ve makul tedbirleri almak şart ve elzemdir…
SURİYE, IRAK MÜLTECİ GÖÇÜ
Suriyeliler bizim vatandaşımız olduğuna göre, 500-600 km. Suriye sınırlarından içeri girip orada beş altı milyonluk bir şehir kurulmalıdır. Ülkemizdeki Suriyeli kardeşlerimizi oraya yerleştirmeliyiz. Burada her türlü eğitim, ticaret, vergileri...vb. kanunî hak ve özgürlükleri bizim kontrolümüzde ve tarafımızdan sağlanmalı ve burada kendi topraklarında yaşamaları hem bizim hem de kendi gelecekleri açısından da çok iyi olacaktır. Başka devletlerin  kötü amaçlı başka tasarruflarını da önleyecektir.
MHP KONGRESİ ve MUHALEFET
Geçtiğimiz günlerde çeşitli manevralar ve Bizans Oyunları ile MHP’deki “Kongre Kararı” geri çekilmiştir. Temmuz için verilmiş sözler üzerine, Genel Merkez tarafından bir çok biblolar donatılmış, “Kongre Kararı” gereği de daha önceki seçimde yapılamayacak kadar büyük kampanyalara girişilmiş olduğu görülüyordu. Şimdi ne oldu? Niçin verilen bu sözden dönüldü, bu manevra ve Bizans oyunları niçin?.. Bu koltuk mu bu kadar tatlı, yağlı, ballı? Yoksa bu “DAVA!”, “ÜLKÜ!” mü?!.. Bırakınız ülkücüler kendi aralarında yarışsın... Bundan neden ve niçin korkuyoruz?..
Sayın Dr. Devlet BAHÇELİ, ülkenin askerler tarafından işgali karşısında gösterdiği objektif, makül ve akla dayanan kararları, “MHP’lilerin Kongre İsteyen Kararlarında” niçin göstermez? Anlamak mümkün değil!..
Kongre ne kadar ertelenirse ertelensin bu seçimden, “Olağanüstü Kongre”den kaçabilmek, mümkün değildir. Seçimler eninde sonunda yapılacak ve MHP’liler (ÜLKÜCÜLER) kim gelirse gelsin, yeni başkanlarını seçecekler ve istikbale emin adımlarla yürüyeceklerdir. Kongreyi ötelemek isteyen Sayın Dr. Devlet BAHÇELİ’nin bunca deneyim ve tecrübesi kendisini nasıl yanıltabilir?..
MHP’nin kendi üyelerine karşı anlamsız, gereksiz, beyhude siyaset oyunları ile “Deli Dumrul Köprüsü” kurarak, Kongre Yapılmasına geçit vermemesi, ülkesini ve dünyayı şekillendirecek olan ülkücülerin azim ve kararlılığını durdurmaya ve boğmaya hiçbir kimsenin asla gücü yetmeyecektir.
DARBE (KALKIŞMA) DEĞİL BU BİR İŞGALDİR.
Bu askerî Kalkışmayı, Paralel Devlet Yapısı olarak ilan edilen Fethullah GÜLEN’in organize ettiği anlaşılmaktadır. (https://www.youtube.com/watch?v=WgWD9xGtmiU)  “Ey muhterem zat memleketine dön! Özledik seni. Vatana olan hasretin bitsin…” Diye FETO’ya güller uzatan cumhurun başı idi. Şimdi özlenen, bu zat ı muhterem(!?) insan, ülkemizi kana bulamak ve örgüt kurarak FETO KRALLIĞI mı kurmak istiyor?
Bu alçakça girişimi Türkiye'yi İŞGALİ, Devletin organları hali hazırdaki hazır kuvvetleri durduramıyor. Bizzat halk: “Bu yüce milletin adı Türk Milletidir.” o gün istiklâl ve Cumhuriyetini müdafaa mecburiyetine düşmüş; vazifeye atılmak için içinde bulunduğu imkan ve şeriatını düşünmeden, kimileri elbiselerini dahi giyememiş, kimileri terlikli, yaşları genel olarak elli ve daha az Allah’ın Aslanları, Tankların önüne yatarak, üstüne çıkarak, jetlerin havadan attığı bombalarla parçalanmayı göze alarak, vatanının uğrunda ölerek İŞGALİ durduruyor… Ne kadar tebrike şayandır ki korku nedir bilmiyor, tereddüt etmiyor…
Şayet bu darbe gerçekleşmiş olsaydı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu ve 550 Millet Vekili, Partilerin il Başkanları, ilçe Başkanları, kimi Sivil Kuruluşların başkanları ve yöneticilerinin tamamı tutuklanmış ve sorguları yapılıyor, kimileri İmralı'da kimileri de hücrelerde belki de canlarından olacaktı… Ülkemiz, 20 Hatta 30 yıl karanlık bir dehlize kapatılmış, geri bırakılmış, demokrasimiz askıya alınmış olacaktı. Allah bu ülkeyi bu şerden korudu, insanlarımıza acıdı, dualarını kabul etti...
Geçmişte 1980 Eylül Darbesini yaşayan, acısını yüreklerinde hisseden ve yıllarca hapishanelerde ve idam sehpalarında can vermiş ülkücüler ve yine bu asîl Türk Milleti ve onun mensubu olmaktan öğünç ve kıvanç duyan bir ferdi olarak, her türdeki darbeye işgale karşı olduğumuzu gösterdik… Bugün de "Darbe oldu" denildiğinde, saat 23.00’te Kızılay’a arkadaşlar grubu olarak akın ettik. Sabahın erken saatlerine kadar, orada olunmuştur… Halka rağmen, halkın hürriyetini gasbetmek isteyen  İŞGALCİLERİN tanklarını, helikopterlerini, jetlerini durdurmuş, bu yüce milletin evlatları, işgalcilerin helikopterleri bırakıp kaçmalarını sağlamıştır.
“VARLIĞIM, ÜLKE ve TÜRK MİLLETİNİN VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN!” 
Ülke içerisinde halka rağmen, halkın, seçimlerle iş başına getirdiği iktidara, hükümete karşı yapılacak her türdeki (ekonomik, sivil, fiili, siber, ...vb.) darbe (Kalkışma) İŞGAL girişimlerinin her türlüsüne karşıyım. Millet de malı, kanı, canı ve bütün her şeyi ile karşı çıkmıştır. İŞTE BU MİLLETİN ADI YÜCE TÜRK MİLLETİDİR. “VARLIĞIM ÜLKE ve TÜRK MİLLETİNİN VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN”, NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!” ,“MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR!”demiştir.  Ankara, Cumartesi, 16 Temmuz 2016,

KAYNAKLAR:
1)Atatürk’ün Gençliğe Hitabı, Nutuk
2) Atatürk’ten Veciz Sözler.
3)https://www.google.com.tr/search?q=Ey+muhterem+zat+%C3%96zledik+Seni+Vatana+olan+hasretin+bitsin&ie=utf-8&oe=utf-8&gws_rd=cr&ei=Xg2RV6O3KIv2aM_JtrgI#q=Tayyip+Erdo%C4%9Fan:+G%C3%BClen%27i+T%C3%BCrkiye%27ye+davet+etti..+%C3%A9Ey+muhterem+zat%2C+%C3%96zledik+Seni+Vatana+olan+hasretin+bitsin+Tayyip+Erdo%C4%9Fan
4) https://www.youtube.com/watch?v=WgWD9xGtmiU
5) https://www.youtube.com/watch?v=blFhCzAuM2M