21 Temmuz 2016 Perşembe

DARBE (KALKIŞMA) DEĞİL, İŞGAL Abdullah Çağrı ELGÜN

DARBE (KALKIŞMA) DEĞİL, İŞGAL!..
Abdullah Çağrı ELGÜN
“VARLIĞIM, ÜLKE ve TÜRK MİLLETİNİN VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN!” 
Ülke içerisinde halka rağmen, halkın, seçimlerle iş başına getirdiği iktidara, hükümete karşı yapılacak: (ekonomik, sivil, fiili, siber, ...vb.) darbe (Kalkışma) İŞGAL girişimlerinin her türlüsüne karşıyım. Millet de malı, kanı, canı ve bütün her şeyi ile bu işgale karşı çıkmıştır. İŞTE BU MİLLETİN ADI, YÜCE TÜRK MİLLETİDİR. “VARLIĞIM ÜLKE ve TÜRK MİLLETİNİN VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN”, NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE” ,“MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET, DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.” demiştir.  
ABD’den özel ihtisas sahibi subaylarla gizli toplantı yaptığını itiraf eden Kilis’te tutuklanıp acilen İstanbul’a intikal ettirilen Hatay Bölgesi Eski Komutanı, yapılan sorgulamasında korkunç itiraflarda bulundu: İncirlik Hava Üssün’de on iki haftadan beri ABD’lerinden gelen özel ihtisas sahibi subaylarla, toplantılara katıldığını itiraf ederek, bu toplantıda alınan kararlar gereği:
İlk yirmi dört saat içerisinde DAEŞ Türkiye’ye 1000 kişi sokacak,
Şİİ Milislerinden 5.000 kişi Türkiye sınırlarından içeri alınacak,
Suriye Muhaberatından, 1000 Ajan, Türkiye’ye sokulacak. Bunlarla İran’dan gelen kişi, Darbeci subaylardan birisi ile beraber hareket edecekler. 50.000 Şİİ Milisleri silahlandırıp gereken para transferini sağlayacak ve önce Ankara, İstanbul sonra da silahlandırılmış Kürt milislerle birlikte, bütün Türkiye tamamen İŞGAL edilecekti… Avrupa yakası ise Türk işgalcilerine bırakılacaktı.
İşgal Gecesi, İncirlik Üssü sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kesin talimatı ile kapatılıyor ve elektrikleri kesiliyor, ÜST karartılıyor…
ABD: Kendilerinin bu Darbe ile ilişkilerinin bulunmadığını açıkça dile getiriyor.
Rus Lider Putin: Türkiye’de seçilmiş hükümetin yanında olduğunu, ısrarla vurguladı. Cumhurbaşkanına ve Türk halkına geçmiş olsun dileklerinde bulunarak, iki lider Ağustos ayı içerisinde yüz yüze görüşmek için anlaştılar, 17 Temmuz 2016.
Fethullah GÜLEN’den gelen bir açıklama: “Darbeyi uluslararası bir kuruluş araştırsın…” ABD’nin teklifi ile de benzeşiyor.
Rusya’ya yakınlık, Avrasya tezi: İngiltere, ABD, İsrail ve Dost(!?) Almanya (Avrupa Birliği)nın işine gelmemekte ve  menfaatlerine hizmet etmemektedir… Amerika İŞİD kadar PYD'nin de içinde bulunacağı ve Suriye kıyı şeridinde bağımsız bir Kürdistan Devletinin  mutlak kurulması konusundaki ısrarları devam ediyor.    
12 Eylül 1980 Darbesi’ni yaşamış: eşi, dostu, akrabası, komşusu, arkadaşı, kardeşi, yoldaşı, ülküdaşı hapislere atılmış, genç civan gibi yiğit kardeşlerinin beti benzi soğuk, taş hücrelerde soldurulmuş bir mağdur olarak, bu rezil dayanışma, alçakça düşünüş, dahili ve harici bedhahların kalkışmasına, ülkenin İŞGALİNE, vatanını, milletini seven bir kişi olarak karşıyım. Her aklı selim de karşı çıkmıştır, karşı çıkmalıdır. Bu darbeye taraftar olmak, yanında olmak veya destek verebilmek için hiç şüphesiz ki insanın aklından zoru olması gerekir.
Darbe, İŞGAL, elektriksizlik, darbe susuzluk, darbe istikrarsızlık, darbe ekonominin çökmesi, ülkedeki yabancı ve yerli yatırımcıların ülkeyi terk etmesi, darbe ülkenin en az yirmi-otuz yıl geriye girmesi demektir. Siyaset yaparak seçimle, halkın hür ve müstakil iradesinin tecellisi, oyları ile iktidara gelmiş hükümeti; cebren ve hile ile memleketin bütün millî kuruluşlarını ele geçirerek İŞGAL etmek isteyen, her kim olursa olsun, nefret ve şiddetle kınıyor ve karşısında olduğumu açıkça beyan ediyorum.
12 Eylül 1980 yılında yapılan darbede ülkücüler tamamen haklı olmalarına rağmen, ne rütbeli ne rütbesiz hiçbir askere el kaldırmamış, Türkiye’nin Millî Meclisi’ni bombalamamış, halkın üzerine silah ve tanklarla yürümemiş, milletin vergileri ile alınmış uçak, jet, ve helikopterlerini ele geçirmemiş, Genel Kurmay Başkanını esir almamıştır. Bu bir Darbedir, Kalkışmadır, İŞGAL'dir... Bu ihanetin arkasından bir ay iki ay; ve veya bir yıl iki yıl sonra da ne geleceği malum değildir!..
Darbecilerin, kim olursa olsunlar, kesin olarak ve bir daha, böyle bir girişim yapamayacak hale getirileceklerinden  asla şüphem yoktur. Darbecilere, iyi bir ders verilmesi, kesin ve kati olarak, en şiddetli cezaya çarptırılması, verilecek bu cezanın gelecek yıllara da ibret olacak şekilde ağır bir darbe olması gerekli ve elzemdir. Bunlar için öyle bir ceza olmalıdır ki her on, on beş yılda bir darbe, ihtilâl veya ülkeyi işgale kalkışma denemelerine tevesül etme cesareti gösterilemesin… Bu durum terör örgütleri  için de aynı şekilde gerekli ve de geçerlidir.
Tabii bu durum yetmez. İhtilâl, darbe (kalkışma) İŞGAL, girişimine yardım yataklık ve destek vererek biz zatihi içinde yer alan CUMHURBAŞKANLIĞI,  BAŞBAKANLIK, MİT, POLİS, ASKERÎ KURULUŞLAR, DEVLETİN HER TÜRDEKİ BAKANLIĞI, KURUM ve KURULUŞLARINDAKİ ÜYELERİ TAMAMEN TEMİZLENMELİDİR… 
SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ ve ONA ÜYE OLMAK
Kraldan çok kralcı olmak: “Kim Fetocu ise bulun!”, “Nerede olursa yakalayın, linç edin.”, “Evlerini, iş yerlerini, fabrikalarını yağmalayın!..” sözleri çapulculuk ve bir başka ihanetten başka bir şey değildir. Bu söylemin, böyle bir düşünüşün, aklı selim, bir görüş, adalet ne insaniyet ne de demokrasi ile bir alakası yoktur. Böyle bir eylemin, çağdaş medeniyet, hak ve hakkaniyet ve adaleti gerçekleştirmek ile bir alakası olamaz. Hukuk ile de bağdaşamaz… Bizim konumuzda bahsi geçen kişiler: “Silahlı Terör örgütü kurmak ve ona üye olmak ve devlete DARBE yaparak fiili olarak eylemlerde bulunarak devleti İŞGAL etmek isteyenler ve bunların üyeleri” içindir. Aksi bir durum infialdir. Milletin kendi eliyle, kendi çocuklarını infaz etmesi; haksız, usulsüz ve hukuka aykırı olur ki bu durumun, hiç bir insanî, hukukî ve de haklı tarafı yoktur ve asla  kabul edilemez… 
DEVLET MEMURLARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİĞE GİDİLMELİDİR.
Bu işgal de göstermektedir ki ülke içinde bir memnuniyetsizlik, küskünlük, kırılma ve ayırım söz konusudur... Devlet Memurlarına ilerleme, terfi, makam atlamaları bir sisteme sokulmalı bir gün önceki memur ile bir gün sonra işe girmiş, bir yıl fazla okumuş, farklı diplomalar almış kişiler arasında mutlaka olumlu yönden bir fark, ücret değişikliği ve adalet açısından hakkaniyet olmalıdır. 
Memurların siyasî bir partiye üye olmasına izin verilmelidir. Bugün, kamu yararına çalışan derneklerde, sendikalarda başkan ve yönetim kurulu üyeliklerinde bulunabilen (TÜRK SAĞLIKSEN, SAĞLIKSEN, TÜRKİYE KAMU-SEN, MEMUR-SEN TYB, İLESAM, MESAM, GESAM …vb.) başkan, başkan yardımcısı, yönetim kurulu üyelikleri ve normal üye olan ve bu görevleri fiili olarak, yürüten devlet memurları olduğuna göre aynı şekilde siyasî bir partiye de üye olması çok tabiidir, olacaktır. Zaten bu işin fiili olarak içinde ve taraftarı olan memurların siyasî partilere üye olmaları da hiç garip olmayacaktır, yadırganmayacaktır.
Bugünkü ittifak, MÜTABAKAT, BİRLİ;K ve BERABERLİK konusunda büyük Türk Milleti Kocatepe, Tınaztepe, Dumlupınar, Sakarya, Çanakkale, Kurtuluş Savaşında imtihan verdiği gibi bugünkü imtihanını da başarı ile gerçekleştirmiştir. İktidar sahipleri bundan sonraki zamanda bu MUTABAKATI BİRLİK ve KARDEŞLİĞİ BOZACAK, iktidar hırsına kapılacak, kaprislenecek "Bu işi sadece ben yaparım." Ben yaptım oldu.", "İktidarı bizim elimizde, biz ne dersek o olur." mantığını terk ederek muhalefetin görüş düşünüş ve eleştirilerini de dikkate alarak icraatını gerçekleştirmek mecburiyetindedir... Aksi bir duruma girerlerse, işte o zaman bir iç savaş, bizim felaketimiz olacaktır...
İŞİ, EHLİNE VERMEK
Bugün adam kayırma, rüşvet, yolsuzluk, hak etmeden büyük makamları işgal etme, imkanların üzerine çöreklenme hat safhaya ulaşmıştı… Bundan sonra daha dikkatli olarak, adama göre iş değil, işe göre adam aranıp bulunmalı ve ilerleme, makamlara atlama, terfi, maaş artışları ve maaşların dengelerinde mutlaka hakkaniyet, makul ve geçerli bir sistem uygulanmaya okulmalıdır. Bu sistemde tahsil seviyesi ve tahsil yılları, ilk, orta öğretim ve meslek yüksek okulları(ön lisans), lisans(dört yıllık yüksek okul) Master(Uzmanlık), Doktora(İhtisas), Doçent, Profesör ve Ordinaryüs Profesör yılları ile vasıflı, kalifiye vasıfsız elamanlar arasında ve bu yılların geçişi esnasındaki başarıları, aktiviteler, makaleler, yeni icat ve buluşlar çırak, kalfa, usta ilişkileri dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu makamları hiçbir şekilde hak etmemiş kişiler; adam kayırma, iltimas ve yakın akraba olma, yolları ile işgal etmemelidirler... (Abdullah Çağrı ELGÜN, cagrielgun.blogspot.com. “Bakanlara ve Bürokratlara Açık Mektup”…
Bugün bir bakıyorsunuz adam yirmi sekiz yaşında Daire Başkanı, otuz yaşında Genel Müdür, otuz beş yaşında Emniyet Müdürü, Müsteşar Yardımcısı, Müsteşar, Bakan Yardımcısı oluvermiş… Bu makamları dişi ile tırnağı ile tahsili, becerisi, kabiliyeti ve zekasıyla kazıya kazıya tırmananların yanında, diğerlerinin ne hükmü olabilir? Bu makamlar: zeka, tahsil, bilgi, beceri, kabiliyet ve tecrübe ile elde edilir. Bunlar makam ve mevkiler ya uzun yılların birikimi, ya da olağanüstü, süper bir zeka varlığı gerektirir. Aksi durum, tam bir felakettir. 
Eskiden beş yıl her hangi bir okulda öğretmenlik yapmayan kişi, öğretim görevlisi olmak için her hangi bir üniversiteye baş vuramazdı. Ahi teşkilatlarında ayakabı yaptığını iddia eden Ahilerin ustalarının yaptığı ayakkabılar, erbaplarınca kontrol edilip incelendikten sonra, hatalı yapılmış ustaların papuçları dama atılır ve ona bir daha ayakkabıcılık yaptırılmaz, meslekten men edilirlerdi... Bugün binlerce çakma profesör, jet doçent, jet profesörler vakıf üniversitelerinden veya özel üniversitelerden çıkıveriyorlar. Bunlara kim ne yapıyor? 
Bugün ülkemizi İŞGALE KALKIŞANLARIN Türk Milletini tanımamaları, halk içindeki memnuniyetsizliği, bölünmüşlüğü, ayrı duruşu, çıkar çevrelerinin, dahilî ve haricî güçlerin, şer odaklarının, tesbit ederek, memnuniyetsizleri satınalmaları, kışkırtması ve bu memnuniyetsizliği, küskünlüğü, ayırımı, husumeti, kırgınlığı, kindarlığı kendi lehlerine çevirebileceği, bu unsurları kullanabileceğini zannından kaynaklanmaktadır. Öyle ise bu aksayan durumlar, olumsuzluklar, derhal giderilmeli, hak ve hakkaniyet yerine oturtulmalıdır.
DİKKAT! DİKKAT! DİKKAT!..
Darbeler, ihtilâller, kalkışmalar, ülke İŞGALLERİ, halkların en memnun olduğu devirlerde, müreffeh bir hayat düzeninde, insanların bir eli yağda diğer eli balda olduğu devirlerde elini kolunu sallaya sallaya asla gelemez… 
DARBELERİ,İHTİLÂLLERİ, KALKIŞMA, İSYAN ve İŞGALLERİ:
Memnuniyetsizlikler,
Adaletsizlikler,
Haksızlıklar,
Rüşvet ve İltimas,
Adam Kayırma,
Haksız ve Usulsüz Olarak Makam Atlamalar
Kişi Haklarının Yenmesi
Hakkın Teslim Edilememesi,
Uzun süre Hakların Alınamaması,
Adaletin Tecelli Etmeyişi ve veya Geç Tecellisi,
Bitmeyen Savaşlar, Terör Olayları,
Halkın Can ve Mal Güvenliğinin Tehlikeye Girmesi veya Sağlanamaması,
Haksız ve Usulsüz Olarak, Uzun Zaman Hapislerde Tutulması,
Kişi, Kurum ve Kuruluşların Haberleşme Özgürlüklerinin Ellerinden Alınması;
Serbest Düşünme ve Serbest Teşebbüs Özgürlüklerinin ellerinden alınması,
Din ve Vicdan Özgürlüklerinin Yok Edilmesi Ellerinden Alınması,
Seyahat, Serbest Dolaşım, Hür ve Müstakil Düşünme Özgürlüklerinin Ellerinden Alınması veya Bunların Kısıtlanması;
Adalet sistemin çökmüş ve davaların uzun ve neticelerin hiç alınamaması;
Kişilerin rızalarının dışında görev yerlerinin değiştirilmesi, görevlerinden alınması, takavüt edilmeden bankamatik memuriyetine mecbur edilmesi, haksız ve usülsüz olarak emekliye sevk edilmesi,
Kişi Haklarının Gaspı…vb. gibi olumsuz ortamlar, MEMNUNİYETSİZLİKLER, ZEMİN HAZIRLAR, İSYANLARI, KALKIŞMALARI  BAŞLATIR, DARBELERE DAVETİYE ÇIKARTIR, YABANCILARIN DA TUZAĞINA DÜŞEN BU KESİMLER ve MUTSUZ HALK, İHTİLÂL ve ÜLKE İŞGALLERİNİ SEVK EDER ve veya İŞGALLERİ BAŞLATIR…
HİÇ BİR DÖNEMDE DARBELERİN, İŞGALLERİN, HALKIN MÜREFFEH, MUTLU ve HUZUR VEREN BİR ORTAMINDA, ELİNİ KOLUNU SALLAYA SALLAYA GELDİĞİ GÖRÜLMEMİŞTİR…
Bugün bu felaketin sonuçları, sadece bir Kalkışmadır. Arkasından ne  gelebileceğini kim bilebilir?.. Allah korusun, iç savaş, çatışma da bu safhadan sonraki zamanlarda gerçekleşebilir mi? Bu mümkündür; çünkü kendi menfaatlerini, milletin menfaatlerinden üstün tutan çapulcularla; ancak kalkışmalar olur darbeler olur, ihtilâller olur; fakat asla  fetihler ve zaferler olmaz. Başarılar kazanılamaz. Bunun için dikkatli olmak ve şimdiden en güçlü ve makul tedbirleri almak şart ve elzemdir…
SURİYE, IRAK MÜLTECİ GÖÇÜ
Suriyeliler bizim vatandaşımız olduğuna göre, 500-600 km. Suriye sınırlarından içeri girip orada beş altı milyonluk bir şehir kurulmalıdır. Ülkemizdeki Suriyeli kardeşlerimizi oraya yerleştirmeliyiz. Burada her türlü eğitim, ticaret, vergileri...vb. kanunî hak ve özgürlükleri bizim kontrolümüzde ve tarafımızdan sağlanmalı ve burada kendi topraklarında yaşamaları hem bizim hem de kendi gelecekleri açısından da çok iyi olacaktır. Başka devletlerin  kötü amaçlı başka tasarruflarını da önleyecektir.
MHP KONGRESİ ve MUHALEFET
Geçtiğimiz günlerde çeşitli manevralar ve Bizans Oyunları ile MHP’deki “Kongre Kararı” geri çekilmiştir. Temmuz için verilmiş sözler üzerine, Genel Merkez tarafından bir çok biblolar donatılmış, “Kongre Kararı” gereği de daha önceki seçimde yapılamayacak kadar büyük kampanyalara girişilmiş olduğu görülüyordu. Şimdi ne oldu? Niçin verilen bu sözden dönüldü, bu manevra ve Bizans oyunları niçin?.. Bu koltuk mu bu kadar tatlı, yağlı, ballı? Yoksa bu “DAVA!”, “ÜLKÜ!” mü?!.. Bırakınız ülkücüler kendi aralarında yarışsın... Bundan neden ve niçin korkuyoruz?..
Sayın Dr. Devlet BAHÇELİ, ülkenin askerler tarafından işgali karşısında gösterdiği objektif, makül ve akla dayanan kararları, “MHP’lilerin Kongre İsteyen Kararlarında” niçin göstermez? Anlamak mümkün değil!..
Kongre ne kadar ertelenirse ertelensin bu seçimden, “Olağanüstü Kongre”den kaçabilmek, mümkün değildir. Seçimler eninde sonunda yapılacak ve MHP’liler (ÜLKÜCÜLER) kim gelirse gelsin, yeni başkanlarını seçecekler ve istikbale emin adımlarla yürüyeceklerdir. Kongreyi ötelemek isteyen Sayın Dr. Devlet BAHÇELİ’nin bunca deneyim ve tecrübesi kendisini nasıl yanıltabilir?..
MHP’nin kendi üyelerine karşı anlamsız, gereksiz, beyhude siyaset oyunları ile “Deli Dumrul Köprüsü” kurarak, Kongre Yapılmasına geçit vermemesi, ülkesini ve dünyayı şekillendirecek olan ülkücülerin azim ve kararlılığını durdurmaya ve boğmaya hiçbir kimsenin asla gücü yetmeyecektir.
DARBE (KALKIŞMA) DEĞİL BU BİR İŞGALDİR.
Bu askerî Kalkışmayı, Paralel Devlet Yapısı olarak ilan edilen Fethullah GÜLEN’in organize ettiği anlaşılmaktadır. (https://www.youtube.com/watch?v=WgWD9xGtmiU)  “Ey muhterem zat memleketine dön! Özledik seni. Vatana olan hasretin bitsin…” Diye FETO’ya güller uzatan cumhurun başı idi. Şimdi özlenen, bu zat ı muhterem(!?) insan, ülkemizi kana bulamak ve örgüt kurarak FETO KRALLIĞI mı kurmak istiyor?
Bu alçakça girişimi Türkiye'yi İŞGALİ, Devletin organları hali hazırdaki hazır kuvvetleri durduramıyor. Bizzat halk: “Bu yüce milletin adı Türk Milletidir.” o gün istiklâl ve Cumhuriyetini müdafaa mecburiyetine düşmüş; vazifeye atılmak için içinde bulunduğu imkan ve şeriatını düşünmeden, kimileri elbiselerini dahi giyememiş, kimileri terlikli, yaşları genel olarak elli ve daha az Allah’ın Aslanları, Tankların önüne yatarak, üstüne çıkarak, jetlerin havadan attığı bombalarla parçalanmayı göze alarak, vatanının uğrunda ölerek İŞGALİ durduruyor… Ne kadar tebrike şayandır ki korku nedir bilmiyor, tereddüt etmiyor…
Şayet bu darbe gerçekleşmiş olsaydı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu ve 550 Millet Vekili, Partilerin il Başkanları, ilçe Başkanları, kimi Sivil Kuruluşların başkanları ve yöneticilerinin tamamı tutuklanmış ve sorguları yapılıyor, kimileri İmralı'da kimileri de hücrelerde belki de canlarından olacaktı… Ülkemiz, 20 Hatta 30 yıl karanlık bir dehlize kapatılmış, geri bırakılmış, demokrasimiz askıya alınmış olacaktı. Allah bu ülkeyi bu şerden korudu, insanlarımıza acıdı, dualarını kabul etti...
Geçmişte 1980 Eylül Darbesini yaşayan, acısını yüreklerinde hisseden ve yıllarca hapishanelerde ve idam sehpalarında can vermiş ülkücüler ve yine bu asîl Türk Milleti ve onun mensubu olmaktan öğünç ve kıvanç duyan bir ferdi olarak, her türdeki darbeye işgale karşı olduğumuzu gösterdik… Bugün de "Darbe oldu" denildiğinde, saat 23.00’te Kızılay’a arkadaşlar grubu olarak akın ettik. Sabahın erken saatlerine kadar, orada olunmuştur… Halka rağmen, halkın hürriyetini gasbetmek isteyen  İŞGALCİLERİN tanklarını, helikopterlerini, jetlerini durdurmuş, bu yüce milletin evlatları, işgalcilerin helikopterleri bırakıp kaçmalarını sağlamıştır.
“VARLIĞIM, ÜLKE ve TÜRK MİLLETİNİN VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN!” 
Ülke içerisinde halka rağmen, halkın, seçimlerle iş başına getirdiği iktidara, hükümete karşı yapılacak her türdeki (ekonomik, sivil, fiili, siber, ...vb.) darbe (Kalkışma) İŞGAL girişimlerinin her türlüsüne karşıyım. Millet de malı, kanı, canı ve bütün her şeyi ile karşı çıkmıştır. İŞTE BU MİLLETİN ADI YÜCE TÜRK MİLLETİDİR. “VARLIĞIM ÜLKE ve TÜRK MİLLETİNİN VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN”, NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!” ,“MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR!”demiştir.  Ankara, Cumartesi, 16 Temmuz 2016,
KAYNAKLAR:
1)Atatürk’ün Gençliğe Hitabı, Nutuk
2) Atatürk’ten Veciz Sözler.
3)https://www.google.com.tr/search?q=Ey+muhterem+zat+%C3%96zledik+Seni+Vatana+olan+hasretin+bitsin&ie=utf-8&oe=utf-8&gws_rd=cr&ei=Xg2RV6O3KIv2aM_JtrgI#q=Tayyip+Erdo%C4%9Fan:+G%C3%BClen%27i+T%C3%BCrkiye%27ye+davet+etti..+%C3%A9Ey+muhterem+zat%2C+%C3%96zledik+Seni+Vatana+olan+hasretin+bitsin+Tayyip+Erdo%C4%9Fan
4) https://www.youtube.com/watch?v=WgWD9xGtmiU
5) https://www.youtube.com/watch?v=blFhCzAuM2M



                                                                                                                    

4 Temmuz 2016 Pazartesi

KUŞATMA; Abdullah Çağrı ELGÜN

KUŞATMA 
                         Abdullah Çağrı ELGÜN
       Türkiye, kendisini yalnızlaştıran, içeride ve dışarıda menfaat şebekelerinin bir ahtapot gibi sarmalayarak gözlerini iç ve dış dünyaya kapattığı uzun uykudan, birden bire uyanıverdi… Bugün Türkiye’nin kalkanı olan bütün mevzileri ele geçirmek için saldırıldığı bu dönemde, çağdaş politikaları devreye sokup, etrafındaki “KUŞATMAYI” bir huruç hareketiyle,
yarmak, İsrail ve Rusya’dan sonra, Mısır hatta Suriye (Eset) ile de anlaşma yoluna giderek, içine itildiği atalet ve anafordan, bir huruç hareketiyle kurtulmak isteyerek, geleceğine koşuyor
      Ülkeyi yalnızlığa götüren geçmişte yaptığı iki ileri bir geri adımlarla ülkeyi yaz boz tahtasına çeviren, acemi politikacıların ve buna bağlı bürokratların yanlış stratejilerinden, yandaş ve partizan taraftarlar ve taraftarların liderlerine bağlı olarak gelişen körü körüne itaat, inanışlık ve diretmelerdir. Halkın, bütününün değil; fakat partili Başbakan, partili Cumhurbaşkanı ve nihayet partili, “tarafsızlığı kesin olarak her daim tartışmalı olabilecek” Başkan, Başkanlık isteği ve hırsıdır. Bu durum, otoriter, “Ata Erkil” hegomanyacı tam yetkili; ama gelecekte her daim tartışılır ve zıtlaşma unsuru yapacak, bir mesele haline getirme beyhude gayretlerdir. Yanlışa yanlışla yaklaşmak, hata üstüne hata yapmak, iki ileri bir geri adımlarla yürümek Müslüman işi değildir. “Müslüman aynı yanlışı iki  defa yapmaz!..”
      Ülkeyi yönetenlerin on dört yıllık iktidarında birçok “İYİ” dediğimiz şeyleri başarırken(Baş örtüsü kıskacında ezilmiş ve mağdur edilmiş bir kesime, hakkını teslim etme, ordudan inançları sebebi ile atılmış kişilere itibarını ve haklarını iade etme, paradan sıfırları atma, İMF’ye borç ödeme, Oto yol, Köprü, Hava Meydanı, Tünel, Park, AVM, devasa projelerle, yeni yaşam ve dinlenme alanları üretme) … Bir yandan da ucube TOKİ binaları ve insanların dört duvara hapsedilerek genetik ve psikolojik yapılarının bozulması, ülke vatandaşlarının bir kısmına  (bal kaymak) sahiplenilirken bir başka uzvun parçalarının hem mağdur edilmesi(Polis Akademileri, Polis Okulları, Sağlık Eğitim Enstitüleri kapatılarak, buralarda görev yapan mensuplarının, ailelerinin ve onların yakınlarının, on yıldır hem maddî hem de manevî mağduriyetlerine sebep vermiş olduklarını görme ve bunları düzeltme zahmetine katlanmamaktadırlar…  
        Devlete ait ve fakat en verimli olarak çalışan bir çok kurumu da satarak onların özel teşebbüse devri, ülke içinde hoşnutsuzluk yaratmıştır. (Türkiye Elektrik Kurumu, PTT, Türk Telekom, Enerji Santralleri, Bor, Uranyum …ve bir çok maden yatakları.)
      Hemen her Bakanlıktaki personellerin tamamına yakın bürokratlarını (Araştırmacı, Müşavir, Uzman kadrolarla iş ve görev vermeyerek geriye çekmiş, bakanlıklardaki diğerlerine de iş vermeyerek geri planda, etkili; fakat yetkisiz bürokrat, durumuna düşürmüş, emniyette kurunun yanında yaş da yakılarak tamamen emekli etmiş, bunlar ve bunlara bağlı aile eş dost ve çevresini de manevî işkenceye maruz bırakmıştır.) tamamen dışlamıştır. Bu durum, iktidarın son beş yılında izlediği en yanlış yol ve yöntemler ile evlatlarını kucaklayan, birleştiren değil, bölen, ayrıştıran ve de iteleyen politikalarla içteki dengeleri bozmuştur … Bunlara bağlı aileler, yakın dost, akrabalar ve arkadaş gruplarının ve dahi halkın, yüzde elliden fazlasının GÜVENİNİ KAYBETMİŞTİR… İçerideki bu dengeleri yerine oturtmadan (iç huzur kurulmadan) dışarıda güven bulmak mümkün olmayacaktır…
KAYGI, KORKU ve GELECEK ENDİŞESİ
      Suruç Katliamı ile başlayıp Ankara, Hatay, İstanbul ve benzeri yerlerde, on yedi kez patlatılan Araç ve Canlı Bombalar, ülke turizmini, ekonomisini kalbinden vurmuş, huzurlu halkını kaygılı, korkulu, güvensiz ve gelecek endişesine sevk etmiştir.
     Elli altı(56) ülke ile kaldırılan vizeden sonra:  Rusya, İsrail, Mısır, Libya, Suriye’ye yürünen köprüler dinamitlenmiş, dostluk bağları kopmuş, ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa ile de görünen ve görünmeyen anlaşmazlıklar, dış ve içteki şer odaklarını birleştirmiştir. Sınırlarımız bitişiğinde kurulmak istenen Bağımsız Kürdistan Projeleri ile çizilen haritalar, Türkiye’nin kendi sınırları içine hapsedilmek istenmesi, Büyük Orta Doğu Projesi(BOP) ve Bunun Eş Başkanlığını Türkiye’nin üstlenmesi ve bu konu, bangır bangır seslendirilirken, ülke ve komşular için devletçe izlenen yanlış politikalar dibe vurmuş, ülkeyi yönetenler halk içindeki güveni yitirmişlerdir…
Buna bağlı olarak turizm ve ihracattaki:  %34,7'lik düşüşün tam 12,1 puanının ya da 1/3'ünü hafif aşkın bölümünün, Rusya kaynaklı olduğunu tespit ediyoruz. Rus ziyaretçi sayısında Mayıs ayı içinde yıllık %91,8 oranında bir azalma yaşamıştır.  Bu durum, tepetaklak yuvarlandıkça, süratini artıran ve neredeyse, sıfırı tüketecek bir görüntüdür. *Öte yandan, bu dönemde Rusya'yı, 5,2 yüzde puanlık olumsuz katkıyla Almanya,  onu da sırasıyla 2,4 ve 2,1 eksi puanlarla İngiltere ve Hollanda'nın izlediğini görüyoruz. Yine de bir yandan, güvenlik garantisi gibi bir şartın da gevelendiğine şahit oluyoruz ki, bu da bizi, temel meselemize geri döndürüyor.
(http://www.yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/islamda-din-adami-yoktur-2-2030116)”
        İngilizler tek kurşun sıkmadan, bizim Akdeniz kıyılarımız olan Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Mısır, Suriye, Lübnan, İsrail, Cebel-i Tarık, Yunanistan, İtalya, Slovenya, Malta, Bosna Hersek, Hırvatistan, Karadağ, Arnavutluk ve hatta Kıbrıs Adasına Hindistan Ticaret Yollarını güvende tutmak maksadı ile bizim müsaademiz ve iznimiz ile asker çıkarmışlardı.(https://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/274042-akdenize-kiyisi-olan-ulkeler-hangileridir.html)
      Savaş sonrasında da asla çıkıp gitmeyerek Osmanlı Türk İmparatorluğunu param parça etmişlerdi. Şimdi de aynı senaryoyu Türkiye’ye dayatıyorlar. Ülkeyi Cehenneme çevirerek dışarıdaki ve içerdeki taşeronları ile terörü kullanıp, Türkiye’yi durdurma peşindedirler… Bizim, şimdi yeni müttefikler bulmak yeni dostlar edinmek ve kendimize düşman ettiklerimiz ile barışmak gibi bir mecburiyetimiz vardır. Hem insanlar için hem de devletler için ebedî düşmanlıklar olmadığı gibi ebedî dostluklar da yoktur. Yeri geldiğinde en samimi arkadaşlarımızı bir çırpıda terk etmek, en azılı düşmanlarımızla da dost olmak kıvraklığını ve zekasını göstermek zorundayız. Önce iç barış sonra dış barış, aksi halde yalnızlaşarak düşmanların Türkiye için hazırlanmış olduğu kafese zincirlenip kalabiliriz…
      Bu Projeyi çizenlerin maksadı Türkiye’yi parça parça, lime lime lime, küçük küçük bölmekti. Şimdilik başaramadılar… Bu projeye önünü görmeden balıklamasına atlayanlar, projeyi yapanların maksadını görerek ve bilerek mi bu projenin sorumluluklarını üzerine almışlardı?!. Eş Başkanlığını üstlenmişlerdi?.. Coğrafyamızın küçücük devletçikler, delik deşik edilmiş yapılar, binalar,  mahalleler;  dinamitlenmiş, bombalarla patlatılmış köprüler, santraller… Mayın döşenmiş arazi ve yollar, kurulacak küçük devletçikler arasında, yıllar yılı sürüp gidecek çatışma, kin nefret ve koparılmış kol ve bacaklarla hiç bitmeyen savaşlar… Kan, göz yaşı, açlık, sefalet ve hastalıkla boğuşmak zorunda kalacağımızı hiç fark edemediler mi?..
    FİLİSTİN ve ISRAİL MESELESİ
      Bütün dinlerin, ortak olarak kutsal saydığı Kudüs için ne Araplar ne Hıristiyanlar ne de diğer Müslümanlar’ın, Türkler kadar duyarlı olmadıklarını yıllardır şahitlik etmekteyiz… Filistin'in işgal edildiği Birinci Dünya Savaşı'ndan bu yana, İslâm Dünyası acılar içinde kıvranıyor… İsrail devletinin akıttığı kanlar,
yaşanan sürgünler, işgal edilen topraklar, betondan sur çekilerek ayrıştırılan Kudüs ve gözyaşı döken Müslümanlar…(“KUDÜS İLK KIBLE”, Bütün dinlerin en kutsal mabedi ve toprakları, Abdullah Çağrı ELGÜN”)Üç din tarafından da kutsal topraklar olarak bilinen, Kudüs'ün problemi  Yahudiler, Müslümanlar ve de  Hıristiyanlar’ın  ORTAK MESELESİDİR. Bu kutsal mekanlar, İsrail tarafından işgal altındadır. Bu problem Hıristiyanların Araplar’ın ve dahi Müslümanların başını öne eğdirtmiş boyunlarını büktürmüştür… Hep birlikte ve tez elden halledilmesi elzem ve bir mecburiyettir. Bunu da yine Türkiye halledecektir; çünkü Türkiyesiz Ortadoğu’da hiçbir plan ve proje yürütülmesi mümkün değildir…

ÜLKEMİZDEKİ TERÖR ÖRGÜTLERİ ve DEVLETLER
      El Kaide, IŞİD veya DAEŞ, DHKP-C, PKK ya da YPG…vb. terör örgütlerini mütemadiyen Türkiye'ye karşı saldırtan  İngiltere, ABD, Almanya, İsrail, Fransa ve Rusya işbirliği ve ona bağlı olarak çalışan istihbarat servisleridir. Bu devletlerin birlikte hareketleri, koalisyonları gizli ve açıktan, ülke içinde yakalanan teröristlerin ellerindeki silahlardan, teröristlerin uyruğu ve nerelerde yetiştirildiklerinden, sorgulamalar esnasındaki ifadelerden, yakalandıklarında üzerlerinde çıkan belgelerlerden  anlaşılmaktadır… Bu devletlerin ve kullandıkları maşalar ve taşeronları, Türkiye’nin en zayıf olduğu anlarda, birden bire ortaya çıkmakta ve birden bire bir araya toplanıp güç birliği yapmaktadırlar…
      Son terör olayında; Atatürk Hava Alanı’na canlı bomba olarak üzerimizde patlayan örgüt maşaları:  İŞİD, DAEŞ ise bunun planlayanları da İngiltere, ABD/CIA, gerilerinde de İsrail, Rusya ve Almanya vardır…   
  İstanbul, Atatürk Havaalanı'ndaki terör saldırısını gerçekleştiren DAEŞ elbiseli üç canlı bombadan birisinin Dağıstan asıllı, Rusya vatandaşı olduğu belirlendi. Diğerleri ise Kırgız ve Özbek vatandaşı… Duruma bakın ki bütün bunlar kardeş ülkelerden kandırılıp, satın alınan kiralık katiller… Bu kisveye bürünmeleri İŞİD mensubu gibi olması, falan filan ülke vatandaşı olması, bir aldatmaca olup, arkadaki asıl sahiplerini gizleyebilmek içindir.
   Amerika, IŞİD bayrağını sallayan terör örgütünü, Ankara'nın Suriye ve Irak politikasını değiştirebilmek maksatlı kullanıyor!
       Türkiye’nin Ortadoğu’nun bütün topraklarında yaşayan (sadece Mısır’da 1,5 milyon Türk insanı yaşıyor.) millettaşlarımız, ırkdaşımız, dindaşımız ve kardeşlerimiz var… İngiltere, ABD, Rusya, İsrail, Almanya, Fransa’nın burada kimi ve ne işi var? Ne kaybetti ne arıyor?!..
SEVİNDİRİCİ GÖSTERİLER      
       Dünyada vicdanı olan her kim varsa, terörü lanetliyor. Orada hayatını kaybedenler gibi bu terörün bir gün gelip kendilerinin veya yakınlarının hayatlarını da buradakiler gibi alıp götürebileceğini görüyor ve biliyor. Bunun için de tepkisini ortaya koyarak, Türkiye’nin yanında olduğunu gösteren nümayişler, eylemler ve gösteriler yapıyorlar; çünkü bu yapılanlara  başka dinden başka ülkeden de olsa gönülleri, vicdanları el vermiyor!.. 
        Komşu ve bazı dış ülkeler de İstanbul, Atatürk Havalimanı'ndaki saldırıda hayatını kaybedenler için Türkiye'ye yanındayım, seninleyim,
diyen gösteriler yapıyorlar.
          Devlet başkanlarından taziye mesajları geliyor, terörü lanetliyorlar…
Berlin'in “Brandenburg Kapısı” Türk bayrağı renklerinde ışıklandırılıyor.
Almanya, Amsterdam'daki Kraliyet Sarayı'ndan Türk bayrağı yansıtılıyor.
Bosna Hersek’teki Tarihî Mostar Köprüsü kırmızı beyaza bürünüyor.
       Fransa’nın Parlementerleri, bir dakikalık saygı duruşunda bulunuyorlar. Eyfel Kulesi kırmızı beyaz renklerle donatılıyor. Gürcistan, Avusturalya, Mexico City’de dikkat çeken yerlere, Türk bayrakları asılıyor. Demek ki onlarda bir gün sıranın kendilerine gelebileceğini gördü!.
        Bugün Türkiye’nin kalkanı olan bütün mevzileri ele geçirmek için saldırıldığı bu dönemde, çağdaş politikaları devreye sokup, etrafındaki “KUŞATMAYI” bir huruç hareketiyle, yarmak, İsrail ve Rusya’dan sonra, Mısır hatta Suriye (Eset) ile de anlaşma yoluna giderek, içine itildiği atalet ve anafordan, bir huruç hareketiyle kurtulmak isteyerek, geleceğine koşuyor
   KAYNAK:
1)http://odatv.com/operasyonlarin-amaci-dolmabahceyi-pkkya-kabul-ettirmek-1401161200.html”
2)http://www.yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/islamda-din-adami-yoktur-2-2030116
3)http://www.yenisafak.com/yazarlar/yusufkaplan/ingilizlerin-iki-asirlik-oyunlarinin-merkezinde-neden-turkiye-var-2030124
4)http://www.yenisafak.com/yazarlar/yusufkaplan/ingilizlerin-iki-asirlik-oyunlarinin-merkezinde-neden-turkiye-var-2030124)
5)https://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/274042-akdenize-kiyisi-olan-ulkeler-hangileridir.html

5 Haziran 2016 Pazar

DÜNYA LİDERLİĞİ ve AYAKLARIMIZA TAKILANLAR; Abdullah Çağrı ELGÜN

DÜNYA LİDERLİĞİ ve AYAKLARIMIZA TAKILANLAR
                 Abdullah Çağrı ELGÜN
GÜNDEMDE ÖNE ÇIKANLAR
Devlet nerede diye feryat edenlere, soranlar… Kumpas kuruluyor, savcı ve yargıç yolu açılıyor diye bangır bangır bağıranlar… Ülkenin en yetkilileri en yetkililerine, ağza alınmayacak sözler, hatta hakaretler yağdırıyor!..  Muhalefet partilerinin bölünüp parçalanması senaryoları, ufak partilerin isimlerinin ve esamelerinin silinip, ortadan kaldırılması senaryoları… Paralel yapının  "İnlerine girilerek" hanelerinin başlarına yıkılarak dünyanın onlar için dar edilmesi... Bu senaryolar başlığında, ezici bir çoğunlukla, yeniden tek başına iktidara sahip olmak isteği, taraftarları kendinden geçiriyor…
Ülkenin bir tarafında yangın var, yürekler paramparça olup analar kan ağlayıp kan kusarken, diğer tarafta ötekileşmiş halk ve taraftarlar: "Seni başkan yaptıracağız. Sonra da bunların hepsi buralardan çekip gidecekler?!." Heyecanlı sözleri, çığlıkları yükselirken bu başkanlık: “Partili Başkanlık mı olacak, Partisiz  Başkan mı olacak?” Derken yeni başbakan sayın Binali YILDIRIM ile  “Partili Başkanlık?!..” başkanlığa henüz geçmeden resmiyet kazandı.
Taraftarların ve basındaki propaganda sözlerin başında söylenen en olumlu söz “İlk defa halkın seçtiği Cumhurbaşkanı”… Peki bu doğru mu?!. Kenan EVREN’i kim seçti? Halk seçmedi mi?  Bunlar da istese kesin olarak başkan olamazlar mıydı? Bunların önünde bir engel mi vardı? Niçin Başkan olmadılar? Büyük heyecanla ve dolu dizgin “Başkanlık” a doğru gidiyoruz.  Hayırlı olsun! “BAŞKANLIK” İSTİYORUZ!...
Ülke Cumhurbaşkanını, “Başkan” yaparlarsa, kan  akmayacak, ülke Cumhurbaşkanını “Partili Cumhurbaşkanı”  yaparsa, gözyaşı bitecek. Millet mesut ve refah içinde yaşamaya başlayacak. Kargaşa ve memleketimizdeki savaş bitecek. İnsanlımız ayrışmayacak, ülkemizde devri saadet başlayacak, ne mutlu! Hepimiz Cumhurbaşkanının “Başkan” olmasını istiyoruz!.. Eğer böyle olmakla BARIŞ olacaksa, bu her kim olursa olsun getiriniz... Partili Başkan, Partisiz Başkan, Bağımsız veya Bağımlı, Tek Adam veya Diktatör her kim olursa olsun, Başkanı seçelim. Şu çığırtkanlıklar çığlıklar bitsin. Kan dursun. Göz yaşları akmasın. On bir milyonu işsiz ülkemiz insanı, ve dahi Mülteciler mutluluğa kavuşsun. Suriyeli, Iraklı, Libyalı, Mısırlı,..vb. Müslüman kardeşlerimiz de ev bark iş ve güvence bulsun. Milletimiz ve dünya savaşsız huzur ve refaha ersin. Yetti artık! “Başkanlık” istiyoruz!...
"Partili Cumhurbaşkanı", "Partili Başkan" olunca bu kaos bitecek mi?.. Asla! Bir de bu coğrafya çok çetin!.. Çok doğru. Daha önce çetin değil miydi?.. Şimdi mi aklımıza geldi? 24 milyon kilometre kara büyüklüğündeki topraklardan çekile çekile 780 bin kilometre kareye kadar gelmişiz… Bizi bu hale hangi nasıl bir düşünce getirdi? Biz daha ne kadar çekileceğiz? Bu kargaşa bu göz yaşı bu kan neden?..Daha ne kadar vurulacağız ?.. Bizim ilk meselemiz Başkanlık(!) Öyleyse: “Başkanlık” istiyoruz!...
Helikopterimiz  Rus yapısı bir füze ile PKK’lılar tarafından düşürülüyor?  PKK’nın elinde bu silahtan atmış tane olduğu söyleniyor. Hep vuruluyoruz. Çözüm Başkanlık(!) Öyleyse:  “Başkanlık” istiyoruz!...
Bütün bunların sorumlusu, halk mı muhalefet mi yoksa on beş yıldır büyük bir yetki ile halk desteğini arkalarına almış ve her seçimde tek başına iktidarı ellerine geçirmiş, bizi şuan idare edenler değil midir?...  Bunlar sessini yükseltip bangır bangır bağırırken: “Seni başkan yaptıracağız!..”,  “Seni başkan yaptıracağız!..” madem bu kadar isteniyor ve taraftar var, biz de diyoruz herkes duysun ve bilsin ki: “Başkanlık” istiyoruz!.. Seni başkan yaptıracağız(!..)
PKK, PYD ve ÖZGÜR KÜRDİSTAN

Güneydoğu’da halka kamyonlar üzerinden herkesin gözü önünde kaleşnikof silahlar dağıtılıyor. Polis ve güvenlik güçleri, bunlara müdahale etmek istiyor; fakat yetkililer bu müdahaleyi durduruyor.
PKK şehirde Trafik kontrolü yapıyor
Vergi topluyor.
Yerel yönetimler ilan ediyor,
Şehir ve sokak isimlerini ve yol levhalarını değiştiriyor?
Eş başkanlıklar kuruyor.
Teröristler: yol kesiyor, kimlik soruyor, devletin askerini, öğretmenini, polis ve doktorunu dağa kaldırım mahkeme kurup yargılayabiliyor; ve sonucunda infaz ediyor...
Devlet, halkın kesinlikle karşı olduğu bu teröristlere, halka rağmen, müdahale etmeme, bu olan bitenleri üç yıl boyunca seyretme kararı alıyor!.. Bu nasıl bir anlayış, nasıl bir sorumluluk ve nasıl bir politika ki teröristler şimartılıyor,  böylece bir hak ve statü kazanıyor?.. Sonra da orada ikamet eden vatandaşlarımızın can güvenliğini sağlayamadığı için bulundukları bölgelerden taşınması için tebliğ çıkarıyor, ve bu memurları izinli sayıyor?!..
Valilere, komutanlara, kaymakamlıklara bunun ile ilgili kararlar, emirler gönderiyor... Bunların bulundukları belde, köy, ilçe ve şehirlerde organize olmalarına, hendek kazmalarına, yolları kazıyıp mayın döşedikten sonra, belediye eliyle kazılan yolların asfaltlanmalarını seyrediyor?!. Sessiz kalıyor, göz yumuyor.  Bu durumdan şikayetçi olan yöre esnafının ve halkının sözlerine kulak tıkıyor…  İdareci ve memurları ya görevden alıyor veya bunları Teröristler ile Güvenlik güçleri arasında "kendi başlarının çaresine bakmak üzere" üç yıl boyunca terk ediyor.
Üç yılın sonunda da birden bire gazaba gelip: “Teröristlere kan kusturacağız. Silahlar gömülünceye kadar operasyonlar devam edecek.” deniyor... Bunlar silahları evelere sokarken kamyonlar üzerinde dağıtırken neredeydiniz?..  
Ülke kaynakları yatırımlara harcanacak iken teröristlerin yıkıp yaktığı ve tahrip ettiği yollar, okullar, Camiler ve resmî binaların onarılması veya yeni baştan yapımı, şehirler ve onların tazminatlarına aktarılırken bu tahribatlar yapılırken seyreden, ettiren ve müdahale ettirmemek için emir çıkaran  sorumlular, sadece şikayetçi olmak ve verilen emirleri yerine getirdiklerini, hata yaptıklarını yanıldıklarını söylemekle yetiniyorlar!..  Peki yanıldınız ANLADIK(!) Bir gün iki gün üç gün üç ay!.. Üç yıl boyunca yanılmak bin doksan beş(1.095 gün) baka durmak, seyretmek, yanılmak!.. Gaflet, dalalet değil ise tam bir ihanettir. 
Bu yetkililerden bu harap ve heba olan bu yapıların, şehirlerin parası yedi sülalesinden tanzim edilmeli dökülen kanın bedeli alınmalıdir…

PKK, PYD ve sol terör örgütleri, 20 Mart'ta Türkiye'yi kan gölüne çevirecek büyük bir kalkışmaya hazırlanıyor. Plana göre, DHKP-C ve MLKP 11 Mart'ta sansasyonel eylemler yapacak. 20 Mart'ta ise Kandil'in talimatıyla 11 bin PKK'lı Yüksekova'yı kurtarılmış bölge ilan edecek. Suriye'den gelecek sekiz bin PYD'li ise Türkiye'deki güvenlik noktalarına saldıracak.

2015 yılı Ocak ayı içerisinde Kandil'de toplanan KCK Yürütme Konseyi'nde, kalkışmanın Hakkari Yüksekova'da başlamasına karar verildi. Örgüt daha sonra Bingöl, Muş, Ağrı, Van, Ardahan, Kars, Erzurum Kırsalı ve İstanbul Gazi Mahallesinde büyük çaplı ayaklanma başlatarak kurtarılmış bölgeler modelini uygulamaya koyacak. PKK tarafından öncelikle Hakkari Yüksekova'ya ilk örgüt bayrağının dikilmesi ardından Muş-Varto, Ağrı-Diyadin, Bingöl-Karlıova ve Erzurum-Tekman ilçelerinin ele geçirilmesi planlanıyor. Türkiye'de büyük şehirleri kan gölüne çevirmek isteyen sol terör örgütlere silah ve cephane desteği Suriye istihbarat birimi El Muhaberat tarafından temin edildi. Aralık ayından buyana Kesep hattından önemli oranda silah ve cephane sevkiyatı gerçekleştirildi. (http://www.sabah.com.tr/gundem/2016/03/09/20-mart-talimati)

Terörden olumsuz etkilenen 21 ilde bu yılın 10 ayında 11 bin 354 esnaf kapısına kilit vurdu, kapanan şirket sayısı 1.549'a ulaştı.”          Adıyaman, Ağrı, Ardahan, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elağzı, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Hahâri, Kars, Kilis, Malatya, Mardin, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak, Van olmak üzere TESK ve TOBB'da kayıtlı çok daha fazla sayıdaki iş yerinin kapandığı ise su götürmez bir gerçektir.

(http://www.dogrulukpayi.com/beyanat/567ba8e230946?gclid=CP_lrJLVjs0CFYHVcgod3iUILg)

Bu ilerleyen sürede Barzani: "Özgür Kürdistan için, Kasım ayı içinde oylama yapacağız." ABD: PYD bizim sağ kolumuzdur, onun desteğinde Suriye'de operasyonlara devam edeceğiz. Rusya: "Esat bizim dostumuzdur, onun yanında olacağız..." derken iki arada bir derede poitikasız bir politika ile karşı karşıya bulunuyoruz.
İÇİNDE BULUNDUĞUNUZ DURUM ve GÜZELLİKLER
Hükümet bütün bu kötü diye bildiğimiz kusurları nasıl örtüyor?  Müthiş yaptıkları iyi işler ve etkin ve geniş propagandalarla halka ulaşarak…
Yollar, boğazda yapılan dev köprüler, otobanlar, geniş tüneller, devasa hava alanları…
Millî otomobil fabrikası, Askeri Tank, Askeri Helikopter,  Mevziyi doksan derecelik açı ile görebilen silahlar…
İç bölgelerde bulunan dev şehirler, Marketler, devvasa formlar, AVMler, park ve bahççeler, millî ve manevî değerlere verilen önem ve kutlamalar, tiyatrolar, büyük şehirlerin belediyelerince düzenlenen etkinlikler (Kutlu Doğum Haftası, 29 Mayıs İstanbul’un Fetih Yıl Dönümü Kutlamaları),  halk oyunları, tiyatrolar. Halk ve belediye fırınları... Belediye koroları ve tiyatro toplulukları, kurslar, sanata ve sanatçıya açılan kapılar ve kısaca sosyal etkinlikler ile halkın nabzını diri ve canlı tutma. Muhtarlara kadar inerek, halkın istek ve arzularını belirleme ve kendi arzu ve istekleri ile halkın arzularını birleştirme  proje ve eylemleri. …
GERÇEKLEŞMEYEN  HAK ve HAKKANİYET 
Muhalefet iktidara soruyor. İktidar soru soranlar hakkında soruşturma açıyor. Açıklama yapanları hapse atıyor. Türkiye’de on bir milyonun üzerinde işsiz var. Zenginlerle fakirler arasındaki uçurum iyice açılmış. Zengin gittikçe zenginleşirken fakir de iyice fakirleşiyor. İşçi ve Memur maaşlarında bir türlü denge kurulamadı?  
Bölgemizde PKK terörü gençlerimizi şehit etmeğe, halkımızın can mal ve güvenliğini tehdit etmeğe devam ediyor. Doğuda bir savaş var. Komşularımız ile irtibatımız kopmuş, sınırlarımızda durmadan akın akın mülteci geliyor. Savaşın olduğu bölgelerde çığlıklar hat safhada, “Bizi kurtarın!” çığlıkları gazetelerin manşetlerine konu oluyor. Ülke insanları gergin. Başbakan altı ayını doldurmadan yerine yenileri tayin ediliyor.
Bu coğrafya çok çetin! Bu coğrafya nedametli! Bu coğrafya stratejik… Çok doğru. Yedi bin yıl önce de  yedi yüz yıl önce de bu topraklarda bizler vardık… Bu topraklarda biz hâlâ varız…  Bugün 93. Yılını dolduran Cumhuriyet mutluluğu yakalayamıyor, halkı gerginliklerden gerginliklere yol alırken, hükümetlerin zenginleştirdiği bir avuç mutlu azınlık haricinde, ülke insanları bir birine düşman gibi bakar olmuşsa huzur bulamıyorsa, kesinle söylenebilir ki bu iyi yönetim eksikliğindendir. Osmanlıyı yönetenler bu coğrafyada yedi yüzyıldan fazla kaldılar. Biz torunlar hâlâ buradayız. İlelebet ve kıyamete kadar da burada kalacağız; fakat iyi yönetim şart…
OPERASYONLAR ve TÜRKİYE
İŞİD’e karşı düzenlenen Rakka Operasyonu İŞİD’in kalbi denilebilecek bu bölgeyi İŞİD’den tahliye amacıyla yapılıyor. Suriye’nin en büyük beşinci kenti olan Rakka Suriye Kürtleri PYD’nin desteği ile gerçekleştirilmek isteniyor. ABD’nin havadan ve karadan özel birlikleri ile desteklediği bu operasyon sonrası boşalan bu yere kim oturacak?  Kürtler mi? Eğer öyle olursa buna Araplar razı olacaklar mı?.. Eğer öyle olursa Kürt koridoru ile kapatılmış olan bu bölgelerin Türkiye’nin Müslüman Arap dünyasına açılması engellenerek Türkiye sınırlarına hapsedilmek isteniyor demektir.
ABD ve Rusya Suriye konusunda birlikte hareket ediyorlar. İŞİD’in sahiplendiği Rakka’nın kolay temizleneceği anlaşılıyor…
Türkiye NATO üzerinden bu hareketi bastırmak isteyebilir. Rusya’dan gelen destekle PKK’nın Türk helikopterini düşürdüğü şüpheleri artırmaktadır. ABD Rusya’nın bu yaptıklarına göz yumuyorsa birlikte yapılan önemli antlaşmalar var demektir. ABD Pasifik’te vurulduğu için  ÇİN’i kontrol etmek ve kendi kıtasında hapsetmek istemektedir. Bu sebeple Rusya’nın şimdilik yaptıklarına ses çıkarmamakla Türkiye’nin de kendi sınırlarına hapsedilmesi istenmektedir.
Obama’nın Japonya ziyareti Çin’e karşı Japonya’yı güçlendirme stratejisine bağlanabilir. ABD Orta doğuyu kontrol edebilirse Çin’i bağlayabilir. Bunun için Çin  de Basra- Bağdat(ABD) ittifakına önem vermektedir.
İŞİD 40-45 km gelip yerleşmiş şehirlerimize bomba yağdırıyor; her gün birkaç vatandaşımız ve bölge zarar görüyor; ve fakat mevcut hükümet buna ses çıkarmıyor?.. Neden Rusya ile gerilimi tırmandırtmayalım. Rusya ne der? Diye düşünüyor olmalı?.. Bu arada ABD İŞİD’i resmen destekleyip Fırat’ın batısını da tamamen eline geçirmek istiyor. Arap dünyası ile ilişkilerimiz tamamen kesilecek hale gelirken hükümetin politikalarındaki belirsizlik sürüyor…
Kürt tanımı, Suriye’yi de katarak tanımlamaktadır. Kısaca Suriye içindeki PYD nin desteklendiği Kürtler… İngiltere’nin organizatörlüğünde ABD, Rusya, Almanya, Fransa ve İsrail grubunun gizliden ve açıktan Türkiye’yi kendi çadırına hapsedilerek hem Arap Dünyası ile hem de Türk Dünyası ile bağlantıların tamamen koparılması politikaları yürürlüğe sokulmuş durumda…  
KURULTAY DEVLET BAHÇELİ ve MUHALİFLER

MHP’de, Sn Devlet Bahçeli’nin koltuğa yapışarak gitmemek için bu kadar direnmesi akla bir çok şüpheleri de beraberinde getiriyor.
Aradan geçen on yedi seçim ve Dr. Sn. Bahçeli'nin göreve başlayışının yaklaşık 20. yılı!?.  Ey sayın Başkan! Sayın Bahçeli! Kongre için alınan bu karar, niçin bu kadar gecikti? Niçin bu kadar kalabalıkların sesine kulak tıkıyor ve  ülküdaşlarını saf dışı edebilmek için disiplin olayları ve ihraç işlemlerine başvurmaktasın? Bırakın herkes yarışsın… Bırakın herkes bu partide var olduğunun bilincine varsın… Niçin yarışmamak için bu kadar direnip, şimdi kongre tarihi belirlemektesiniz? Bu kadar direnmek niye?..
Geçirdiğin hangi seçimde, partini tek başına iktidar yaptın? Yaklaşık 80 milyon insanın vebali omuzlarında ağır bir yüktür... Bunu nasıl kaldıracaksınız?..
Size buradan defalarca yazılan yazıları hiç mi okumuyorsunuz?.. Bizzat gönderdiğimiz makalelere de mi bakmak lüzumu hissetmiyorsunuz? Hep gerilerde, hep tökezlemekte hep iktidar dışı kalmak, size utanç vermiyor mu? Yoksa MHP'yi iktidar dışı bırakmak  için mi orada kalma ihtirasınız?.. 
Sayın Meral Paralelci, Sn. Ümit ÖZDAĞ asi, Sn. Sinan OĞAN disiplinsiz, Sn. Koray AYDIN bozguncu... Diğer adaylar da hain olmalı… Size muhalif olan, hemen herkesin bir kusuru var… Peki bu güne kadar size oy verenler kimler? Onların da aklından zoru olmalı?.. Kesin olarak onlara da bir isim bulacaksınızdır.
Lütfen bir iyilik yapın da bu seçimde aday olmayınız. Bu parti kendi kaderini kendisi seçsin. Dünya liderliğine soyunurken ayaklarımıza takılanları ortadan kaldıralım...Saygı ve selamlar... (5 Haziran 2016,  Pazar)  
KAYNAKLAR
1) http://www.sabah.com.tr/gundem/2016/03/09/20-mart-talimati
2)http://www.dogrulukpayi.com/beyanat/567ba8e230946?gclid=CP_lrJLVjs0CFYHVcgod3iUILg

               4) https://www.google.com.tr/search?q=Devlet+Bah%C3%A7eli+K%C3%BCrs%C3%BCde+sesleniyor%3F&espv=2&biw=1242&bih=606&source=lnms&tbm=isch&sa=X&ved=0ahUKEwj2-rqcvJDNAhXH7RQKHSq-DV4Q_AUIBygC
                5) http://www.dunyabulteni.net/haber/306119/halk-tarafindan-secilen-ilk-cumhurbaskani-kenan-evrenmis

1